Puan vermedi·72 syf.····Okunma: 02 Aralık 2024 20:21 Vatan Yahut Silistre,1 Nisan 1873 (Yeni harflerle 1940) gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sergilenmiş. İlk önce “Vatan” adıyla sergilense de sonrasında sansür ve yasaklar nedeniyle “Silistre” olarak oynanmış ancak daha sonralarında Vatan Yahut Silistre olarak yayılmış.
Namık Kemal, Midilli’de sürgüne gönderildiği sırada Abdülhak Hamit’e gönderdiği bir mektupta nişanlısının arkasına düşerek, gönüllü nefer yazılmış, Kars’a kadar gelmiş ve bir taburun trampetçiliğinde bulunduğu halde şehit olmuş Kürt kızın cenazesini gördüğünden bahseder. ¹ Tahminler Zekiye’yi buradan esinlenerek yazdığı üzerinedir.
Vatan Yahut Silistreyi sürgün zamanlarında ele alan Namık Kemal, vatan aşkını itinayla belirten bir şairdir. Bu konu hakkında rahatlıkla yapabileceğimiz yorum ise gayet başarılı olduğudur.
Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
(Günümüz türkçesiyle)
Ey hürriyetin güzel yüzü, ne büyülüymüşsün ki
Esaretten kurtulduysak da aşkının esiri olduk
(Namık Kemal’in yazmış olduğu Hürriyet Kasidesi’nden)
Kitabı ilk sayfalarında ana karakter olan İslam ve Zekiye’nin arasında bir aşkın filizlendiğini okuruz. Zekiye her ne kadar İslam ile yeni yeni tanışıyor olsa da tüm hücrelerine nüfuz etmiş bu aşk ile tamamlanmış hisseder. Onu hayatının merkezine yerleştirir. Dolayısıyla ona ilk defa bu hisleri yaşama şansını bahşeden kişiyle, İslam’la, yaşamına devam etmek ister. İslam’ın önceliği ise vatanıdır. O zamanın gündeminde bir savaş ve çok kayıp vardır. Vatan ve Hürriyet aşkıyla yanıp tutuşan İslam’ın ise kesinlikle kayıtsız kalamayacağı bir olaydır. Onu sevenin ve sayanın arkasından gelmesini söyleyip Zekiye’yi ardında bırakıp capheye gider. Daha doğrusu İslam öyle sanar.
“...Senin için ölmeyi yaşamaya tercih ediyorum. Sen ölümü benden fazla seviyorsun, ben de seni canımdan çok seviyorum.” S.48
Zekiye, İslam’ın söylediklerinden sonra öylece oturmaya gönlü razı gelmez. Erkek kılığına girer ve İslam’ın yolunu yolu beller. Sorumluluğu olan askerliği yapmamak için direnenlerin olduğu bu zamanda, vatanının ve İslam’ın aşkını tek yürekte barındırıp cepheye giden Zekiye’yi görmek göz yaşartmıyor değil açıkçası.
İlerleyen sayfalar İslam’ın ve gölgesi olarak cephede nam salmış Zekiye’nin cesaretini anlatarak geçer. Bu tiyatro oyunu, Zekiye, İslam... Her biri başlı başına bir cesaret örneği değil midir zaten?
“Meğer canını vermeyi göze alanlara ölmek pek de korkunç değilmiş.”s.46