Seray Şahiner'in "Ülker Abla"sı, okuyanı kahkahalarla hüzün arasında gidip getiren, güzel bir kitap.
"Benden kötüleri de var." diye kendi derdini unutan, "Ağlayanın bir, gülenin bin derdi var." felsefesiyle hayata tutunan bir kadının trajikomik hikayesi bu. Kitap ince, çabucak bitiyor ama etkisi uzun sürüyor.
Beni en çok vuran kısım, Ülker Abla'nın yaşadığı kimliksizlik ve çaresizlikti. Baba evinden şiddet yüzünden kaçıp koca evinde aynı şiddete yakalanmak... Evlenmek bir hak ama boşanmak bir lüks, hatta imkânsız bir mücadele.Bu acı gerçek birçok kadının hayatını cehenneme çeviriyor.
Polis karakolunda şahit istendiği o sahne var ya, adeta "Kadının beyanı esastır." ilkesinin duvara çarpışı. "Evin içinde olan şeye kim şahit olsun?" isyanı, hepimizin sinirini bozacak cinsten.Fakat yazar, bu acı gerçekleri öyle nüktedan bir dille anlatmış ki, üzülmeye fırsat bulamadan Ülker Abla'nın bir cümlesiyle tebessüm edip zekasına hayran kalıyoruz. Onun gözünden bakınca, hayatımızdaki en sıradan şeyler bile birer lüks haline geliyor. Bir çamaşırını yıkayıp kurutabilmek, halıya basmak... Hele o çamaşır metaforu! Yeri geldikçe karşımıza çıkan o komik detaylar, temel barınma ve temizlik ihtiyacının bile nasıl büyük bir dert olduğunu esprili bir dille yüzümüze vuruyor.
Ülker Abla'nın felsefesi ders gibi: "Akıl vermek dediğin, hele ki geçmişe dönük, değiştirilemeyecek şeylere dair akıl vermek, insanların kendi geçmişini aklamasından başka bir şey değil." Kimsenin ona vermediği o özgürlükte, o "deliliğe vurma" haliyle hayatta kalıyor. Oğlu askere gidince, kocası onu bulamasın diye evden kaçıp hastane koridorlarında "kadrolu refakatçi" olması, bu trajedinin zirvesi. Hastane yatağı, bir kadının sığınabileceği tek liman oluyor.Olmamalı!Bir kadın bu kadar çaresiz olmamalı.
"Ne sığınabilecek bir geçmişim ne yürüyebileceğim bir gelecek var. Ben burada , sığındığım yerde mahsur kaldım." İşte Ülker Abla'nın sıkışmışlığı bu. Seray Şahiner, bu incecik kitapta Türkiye'de kadın olmayı, şiddeti, kimliksizliği ve hayatta kalma savaşını mizahla örerek öyle bir anlatmış ki, sayfaları çevirirken hem gülümsüyor hem de yüreğinizin burkulduğunu hissediyorsunuz. Kesinlikle okunmalı!
Ülker AblaSeray Şahiner