“Bizden kadını çaldılar… Biz tohumları ekmek için irinsiz toprak, ufuk için kansız şafak ve aşk için çalınmamış kadın arıyoruz. Biz kirlenmemiş zaman ve lekesiz güneş topluyoruz…”
Edip Yalçınkaya, Ma Ülkesi romanında Estalar’ın mücadele gerçekliğini böyle tanımlıyor.
Ma Ülkesi, Dersim coğrafyasının isyankar mitologyasını, tarih öncesi ve günümüzün izleriyle buluşturan fantastik bir romandır. Roman; akıcı, okuyucuyu içine çeken özelliklerinin yanında yarattığı kişiliklerle de dikkatleri üstüne çekmeyi başarıyor. Yalçınkaya, romanında “Eli ve ayakları olmayan bir erkek çocuk ile bir dişi kurdun birleşmesinden türemiş” olan Ergler öznelinde mitolojik bir efsaneyi de yeniden kurgulamış. Böylesi mitsel bir şekilleniş okuyucuya çok tanıdı gelse de roman nihayetinde fantastik bir kurgunun ötesine geçmiyor.
Romanda bir de, herkesin kendine göre tanımladığı zorba lider Belzab kişiliğinden yola çıkılarak yapılan bir zulüm çözümlemesi mevcut. İnsan okurken, Belzab’ın Ma Ülkesi’nin halkı üzerinde uyguladığı asimilasyon gerçekliğine kendini öylesine kaptırıyor ki; “Bunu ben bir yerden hatırlıyorum” demekten kendini alamıyor. Aslında Belzab diye biri var mı yok mu çok da belli değil. Zaten varlığı veya yokluğu önemli de değildir. Önemli olan adı etrafında yayılan korku ve zulümdür.
Ma halkı için her şey ülkelerinin istilasıyla başlamıştı. Ardından bir korku egemenliği kurularak tek tek yürekler işgal edildi. Korku yayıldı zamanla her şeyi çürüttü ve “Kan kalbe gitmeyince kalp de çürüdü.”
Oysa ki Ma halkı ilk okur yazar halktı. Hayvanı, buğdayı, arpayı evcilleştiren, çömlekten yazıya, tarımdan ticarete, Tanrı’ya değin her şeyi onlar yaratmıştı. Ancak Belzab her şeyi yok saymış, Ma halkının dili Dilmunca dahil her şeyi yasaklamıştı. Her şey Belzab’ın çizdiği rotaya göre seyrediyordu.
Ta ki Esta’nın çocukları direniş ateşini tutuşturana dek… Aslında Esta’yı da gören, kim olduğunu bilen yoktu. Ancak romanda “Herkese görünmeyen, görünmek için bakir ruhlu insanlar arayan periler” olarak tanımlanan çocuklarını ise bütün Ma halkı tanıyordu. Dilmunca’da Esta ‘varolan’dı. Estalar sadece kadınlardan oluşan bir ordu yarattıkları için onlara sadece var olmak yetersizdi. Güzel olmak da gerekiyordu ve güzel olmak için direnmek ve özgürleşmek lazımdı. Bu yüzden onlar “Var olan Güzel’in” yaratımına soyunmuşlardı.
Şiva, mavi gölün kızı… Abyar, imkansıza aşık bir erkek… Ma Ülkesi romanı her ne kadar Şiva ve Abyar’ın imkansız aşkları etrafında dönüyor gibi görünse de aslında kadının kendinin olanı geri alma mücadelesine odaklanır. Çünkü “Kadın, hayat demektir” ve ilk görev hayatı özgürleştirmek olmalıdır. Bu yüzden özgürlük aşkıyla Ma Ülkesinin dağlarında yakılan ateş yüreklerdeki korkuyu da hedeflemişti.
Ma anaydı, ana kadındı ve kadın yaşamdı. Ma halkı, Esta’nın Çocukları’nın isyanında kendi geleceğini görmüştü. Direniş Ma’nın tüm dağlarına sıçramıştı… Herkes isyanı büyütmekle meşguldü. Bu yüzden isyanın en kızgın anında Şiva’nın “Ben ne yaptım?” şeklindeki yakarışını duyan olmamıştı. Tıpkı Abyar’ın ölümüne yaptığı hamlenin kimselerce görülmediği gibi…
Romanını Şiva’nın insanın belleğinde yer eden böylesi bir yakarışıyla noktalayan Yalçınkaya devamını ise okuyucunun yorumlama enginliğine bırakmış. Yazar günümüz gerçekliğinden ilham alarak fantastik bir kurgu yaratmış olsa da okuyucu kendini bir anda Dersim dağlarında bulabiliyor.
Fantastik türün zorluklarına rağmen yazarın böyle bir zorluğun altından hakkıyla kalkmış olması takdir gerektiriyor olsa da özellikle isim ve isimlendirmeler konusunda daha özgün davranabilirdi. Çünkü romandaki Ergler Yüzüklerin Efendisindeki Elfleri, işbirlikçi kişilik Horko adı ise çizgi film kahramanı He-Men de ki Orko adının bir benzeri gibi duruyor.
Yine de; J.R.R. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi eserinde nasıl ki Anglosakson tarih öncesi mitologyasını günümüz ile buluşturup okuyucunun zihninde güzel bir tat bırakmayı başarmışsa, Yalçınkaya da aynı şeyi başardı diyebilirim.
Sözün özü, Ma Ülkesi okuyucuyu başka bir aleme götüren, ancak günümüz yaşanmışlığını da içinde barındıran özgün bir ilk romandır. Bu açıdan okuyucunun okurken kendini romanın içinde bulacağına ve seveceğine inanıyorum.