Bu kitabı okurken Raif Efendi ile Maria Puder’in hikayesi çok dokundu bana. Aralarındaki bağ sessiz ama derin, sanki kelimelere sığmayan bir şey gibi. Raif’in içine kapanık, utangaç haliyle Maria’nın güçlü ama içinde fırtınalar kopan tarafı birbirini tamamlıyordu.
Kitabı okuyunca birinin “Maria’sı” olmayı dilemiştim bir zamanlar, ama okudukça fark ettim ki Maria olmak da kolay değilmiş. Çünkü Maria da kırılmış, o da sevmiş ama korkmuş. İkisinin hikayesi bana yarım kalmış sevgileri hatırlattı
Roman boyunca en çok hissettiğim şey şu: bazı insanlar hayatımıza bir kere girer ve her şeyi değiştirir, ama sonra kaybolur. Yine de biz, o insanın bıraktığı yerden hiçbir zaman tam olarak iyileşemeyiz. Raif’in yıllar sonra bile Maria’nın hatırasıyla yaşaması da bu yüzden anlaşılır bir şey.
Ama itiraf etmem gerek, Raif’e çok kırıldım. Keşke Maria’yı arasaydı, keşke bir kere olsun peşinden gitseydi. O kadar sevdiği halde sessiz kalması, her şeyi kabullenmiş gibi yaşaması, başka biriyle evlenmesi, yuva kurması çok ağır geldi bana. Belki bir adım atsaydı her şey farklı olurdu.
Kürk Mantolu Madonna bana sadece bir aşkı değil, susmanın da bazen nasıl bir ağırlık taşıdığını anlattı. Kitabı bitirince uzun süre sessiz kaldım; çünkü bazı duygular konuşulmaz, sadece hissedilir...
Kürk Mantolu Madonna, büyük sözlerle anlatılan bir aşk hikayesi değil. Daha çok, sessizliğin içinde büyüyen, iki yalnız insanın birbirinde kendini bulduğu ama sonunda kaybettiği bir aşk.
Bu kitap bana sadece aşkı değil, iki insanın birbirine geç kalışını anlattı.
bitirdiğimde içimde hem Raif’in sessizliği hem Maria’nın kırgınlığı kaldı.
Kürk Mantolu Madonna benim en sevdiğim, en çok değer verdiğim kitap oldu.
Ve hep öyle kalacak.
Son olarak neden bilmiyorum Maria'yı okurken kendimi okuyormuşum gibi hissettim, belki bu yüzdendir kendimi ona yakın hissetmem