Seeeelamlar!
Bugünkü konuğumuz R. Gaye Önel 'den Hilekar . Hiç bekletmeden direk konusuna giriyorum. Spoiler olmayacak, genel düşüncelerim ve kitabın arkasında yazanlar dışında bir şeyden bahsedersem öncesinde işaret koyarım.
Cassie, ana karakterimiz, 17 yaşında bir kız. Bir iblis avcısı, ancak avcılıkla ilgili hiçbir şey bilmiyor zira iblislerin özellikleri hakkında sürekli sorular soruyor ve "derslerde uyumamalıydım" gibisinden takılıyor. Her neyse, bu avcıların bir komutanı Cassie'ye bu kadar bilgisiz ve tecrübesiz olmasına rağmen bir ekibin liderliği görevini veriyor. Cassie ve ekibi bir uçurumun kenarında iblisleri avlamaya çalışırken ekibinden biri ona ihanet ediyor ve Cassie uçurumdan itiliyor. Öldü ölecekken, Ölüm Meleğini görmüşken Aidenhell -yani ana erkek karakterimiz- melekle anlaşma yaparak onu kurtarıyor.
Böylelikle Aidenhell'den de bahsedebiliriz. Aiden, şeytanın, bildiğimiz şeytanın, küçük oğlu. Ooo melekle anlaşma yapan bir şeytan çok heyecanlı, falan düşünmeyin. Cassie'nin Aiden'a şehvetle bakması yüzünden bu anlaşma hakkında çok bir şey öğrenemiyoruz.
Peki Aiden Cassie'yi neden kurtarmış? Kahin (yine hakkında HİÇBİR ŞEY bilmiyoruz) bir kehanette bulunmuş, şeytan bu kehanetten sonra kaçmış ve haber alınamamış. Kehanete göre şeytanın varisi ile bir avcı kız, diğer bütün iblis kastlarının krallarını öldürmek zorunda. Ama ortada bir savaş var. Eğer hepsi ölürse şeytanın varisi kendini kanıtlamış olacak ve kral olmaya hak kazanacak.
Konusu ilgi çekici gelebilir, kitabı bu yüzden okudum. Ama sorun şu ki konu yalnızca tanıtıldığı kadar. Yukarıda anlattıklarım dışında kitapta konuya pek bir ekleme yapılmıyor. Aiden diyor ki kralları öldüreceğiz, Cassie diyor ki tamam. Kaç tane kral var, iblis kastları neler, nerede yaşıyorlar... bilmiyoruz. Cassie biliyor mu, bilmiyor. En başta da söylediğim gibi, iblisler hakkında hiçbir şey bilmiyor. Sanki "bakın, Cassie de akıl yürütüyor" demek istercesine avcı eğitimde öğrenmesi gereken bir iki şey sorduruyorlar ve bitti. Ama Cassie kendisi hakkında şu ifadeyi kullanıyor: ben ekibin beyniydim. Üzgünüm ama, senin beynin bırak bir avcı ekibine yetmesini, kendine bile yetmiyor kızım.
Gelelim karakter ilişki- pardon Cassie ve Aiden ilişkisine. Şeytan ve avcı, yani düşmandan aşka. Kitabın basıldığı yıla göre bu trope orijinal bir fikir olabilir. Ama gel gör ki mantık yok. İkisi de birbirlerinin yalnızca bedenine yükselerek "o benim düşmanım, ona aşık olamam" diye tripleniyor ve sonra öpüşüyorlar. Ve bu kitap boyunca devam ediyor. Kitap boyunca birbirlerini süzmelerini, of ne kadar yakışıklı/güzel ama biz rakibiz demelerini okuyoruz. Birbirlerini TANIMIYORLAR.
Bir yerden sonra baktım tüm bu saçmalıkları aklımda tutamıyorum, not almaya başladım. Şimdiye kadar anlattıklarım geneldi, kitabın "konusu" diyebileceğim şeylerdi, sanki çok bir konusu varmış gibi. Şimdi notlarımdan bahsedeceğim.
Kitapta "yıkım getirenler" denen bir kadın avcı gurubu var. Kitabın arasındaki aşırı yararlı(!) sözlük bölümünde bu kadınlar şöyle tanımlanıyor: milattan önce yaşamış kana susamış feminist kadın avcı grubu. Peki kitapta nasıl karşımıza çıkıyorlar? Aiden'ın yine Cassie'ye yükseldiği ve bu olmamalı diye triplendiği bir noktada diyor ki sen yıkım getirenlerdensin, iblisleri ayartanlardansın. Yazarın burada bir feministlik yapmaya çalıştığını anlayabiliyorum ama bu şekilde mi yani! Yıkım getirenler deyince çok güçlü, savaşçı kadın avcılar diye düşünüyorum, iblisleri vücutları ile ayartıp onları öldürenleri değil.
Mantık hatalarından bahsedelim. Hikayede birden çok dünya var. İblislerin yaşadığı yeraltı dünyası, insanların dünyası ve avcıların dünyası, belki daha fazlası ama bu kadarını biliyoruz. Gerçi bu da tam olarak bildiğimiz bir şey değil. Cassie kitabın bir yerinde anne ve babasının seyahatten dönüşlerinde dünyadan telefon getirdiklerini bu yüzden kurt adamın elindeki şeyin telefon olduğunu bildiğini söylüyor. O zaman şunu çıkarabilir: avcıların dünyasında telefon denen bir cihaz yok. Ancak bundan hemen birkaç sayfa sonra bardaktaki çizimlerin çizgi film karakterlerine ait olduğunu söylüyor. bi dakika- ne?
Ve yine aynı şekilde, kitabın ilerleyen kısımlarında Cassie'nin doğum günü fotoğraflarından bahsediyorlar, peki bu resimler neyle çekildi? Fotoğraf makinesi mi, telefon mu? Elbette fotoğraf makinesi olabilir ama benim demek istediğim şu: böyle bir bilgi veriliyorsa bunun sonu getirilmeli.
Cassie'nin asalaklığından biraz daha bahsedeyim. Cassie kendi ağzıyla diyor ki ben henüz 17 yaşındayım, avcılık eğitimimi tamamlamadım. İlerleyen sayfalarda da şunu söylüyor: çok katil tanımıştım ve işim gereği onlar çalışmıştım. Dostum, sen TECRÜBESİZSİN. Ne bu tripler, okuyan da profesyonel, yıllarını bu işe vermiş bir avcı sanacak. Kitabın başlarında Aiden ile Cassie, Urange denen bir perinin yardımıyla konseye gidiyorlar. Bu sahne bir ormanda geçiyor, perilerin ormanında. Urange orman için yoğunlaştırıcı büyü yaptıklarını söylüyor. Bir tehlike anında kendilerini koruma içgüdüleri yoğunlaşsın, algıları açılsın diyeymiş. Ama bu büyü bütün duyguları yoğunlaştırıyor. Cassie de katıksız şehvet duygusundan oluşan bir hormon yuvası olduğu için aynı anda hem Aiden'a hem de Urange'a yükseliyor. Hal ve hareketleri de bu yönde mide bulandırıcı şekilde değişiyor tabi. Gelgelelim kitabın sonlarına doğru kitaptaki tek ilginç karakter olan cadı Meredith'in çıplak olduğu görünce diyor ki "üzerine örtecek bir şey var mı?" Sen yıkım getirenlere özenen, saf şehvetten oluşan bir mahlukatsın, bu düşüncelilik nereden geldi!
Kitabın ortasında Katze, Lnn ve Marcus denen üç karakter ile tanışıyoruz. O kadar yan karakter olarak yazılmış, o kadar hakkında bilmediğimiz karakterler ki bunlar. Cassie ormanın ortasında bunları bırakıp gidiyor. Sonra ne olmuş, öldüler mi kaldılar mı bilmiyoruz. Şaşırdık mı, hayır! Kitapta ne olduğunu bilmediğimiz o kadar çok şey var ki saysam bir bu kadar daha yazarım.
Peki hiç mi iyi yanı yoktu? Şey, hayır.
Ama yiğidi öldür hakkını ver, ilk üç yüz sayfa (%75) gerçekten başarısız bir dilde yazılmışken son 100 sayfada (%25) yazım dilinin geliştiğini, akmaya başladığını fark edebiliyoruz. Ve dürüst olayım son 50 sayfa bana ne olacak diye merak ettirdi. Sonunu ise iyi bitirdi ancak devamını merak ediyor muyum, hayır. Bunun dışında, kitabın içindeki çizimler çok iyiydi. Yazar çizmiş, zaten yazarın asıl mesleği mimarlıkmış. Serinin devam kitapları hakkında daha iyi yorumlar var ancak bu kitabı da o yüksek puanına güvenerek okumuştum. İkinci bir şansı belki sonra, üzerimdeki olumsuz etkisi kalktıktan sonra verebilirim (çok zor).
Söyleyeceklerim bu kadardı. Biraz uzun bir inceleme olmuş. Buraya kadar okuduysanız teşekkürler. Kısaca: önermiyorum. Eğer kitabı okuduysanız veya okumak istiyorsanız yorumlarda buluşalım.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın!
HilekarR. Gaye Önel · Dokuz Yayınları · 20211,677 okunma