"Hilekar", hiç aklımda yokken okumaya başladığım bir kitap oldu. Uzun süredir doğru düzgün kitap okuyamadığımı fark edince çerezlik, basit bir şeyler okuyayım dedim ve kitaba başladım.
Pek bir beklentim olmasa da bundan yüksekti de diyebilirim.
Yazar her türün içinde bulunduğu bir fantastik kitap yazmış. Şeytan, melek, kurtadam, vampir, avcı, elf gibi türler kitabın içinde mevcut. Bu kadar fantastik tür bir arada olunca ister istemez daha fazla fantastik olaylar ve ögeler bekliyorsanız bu kitap sizi tatmin etmeyecek diyebilirim.
Neyse başa alıp kitabın başından sonuna doğru olumlu olumsuz eleştirilerimi spoilersız yazmaya çalışayım.
Öncelikle yazar konuya doğrudan dalmış, bu tarz başlangıçlar yazar sonradan açıkları kapatıyorsa hoşuma gidiyor ama bu kitaptaki kadar yüzeysel kalıyorsa da sevemiyorum.
Ana karakterimiz olan Cassie, avcılardan oluşan ekibiyle çıktığı görevde aralarından biri tarafından uçurumdan atılmış ve ölüm meleği onu öldürecekken bir kehanet doğrultusunda şeytanın oğlu, kendi diyarının varis prensi Aidanhell tarafından bir anlaşmayla kurtarılmış. Kızın yeniden uyanıp kendini Aidan'ın yanında bulmasıyla başlıyor kitap. Avcılar, düşük seviyedeki iblisler avlamakla görevli ve Cassie bir avcı, Aidan ise yüksek seviyeli bir iblis. Tüm kitap boyunca aralarında sadece cinsellik boyutunda kalan çekimi ve "O bir iblis, o bir insan avcı!" tarzındaki "Ona aşık olamam!" hallerini okuyoruz.
İki karakterden de anlatımların olmasını seviyorum ve bu kitapta da bu durum mevcuttu.
Neyse, Cassie başına ne gelirse gelsin Aidan'ın ne kadar yakışıklı ve kaslı olduğunu düşünüp tabiri caizse bir hormon topağı olarak etrafta dolanıyor. Ee, tabii Aidan da çok güçlü bir iblis, auralardan onlardan bunlardan Cassie'nin şehvet duygularını anlayıp o da kendi kendine