Cemile, Orhan Kemal’le yollarımın kesiştiği ilk duraktı; sade cümlelerin ardında böylesine derin bir insan sesi olabileceğini ilk kez onda fark ettim. Yoksulluğun, emeğin, sevdanın iç içe geçtiği o dünyada her karakter, sanki tanıdığım bir yüz, duyduğum bir soluk gibiydi. Cemile’nin suskun ama dimdik duruşu, bana kelimelerden çok daha fazlasını anlattı; onurun sessizliğini, umudun inatçılığını, sevmenin yükünü…
Orhan Kemal’in kalemi, hayatın kenarında kalmış insanlara sadece yer vermiyor; onları romanın kalbine yerleştiriyor. Her satırda bir emek kokusu, her cümlede içten bir hakikat var. Cemile benim için yalnızca bir roman değil, insana yeniden bakmayı öğreten bir aynaydı,sade görünen ama içinde bir ömürlük derinlik saklı bir hikâye.