·264 syf.····Okunma: 10 Eylül 2025 03:04 Son yıllarda ikinci dünya savaşı hakkında bazı kitaplar okudum. Londra'nın Son Kitapçısı bunlardan biri olmuştu. Bana savaşın İngiltere'yi ve halkını nasıl etkilediğini göstermişti. Yazarının da tarihçi olması o dönem hakkında geniş bir çerçeve çizmişti. Kitap Hırsızı savaşın Almanya'da nasıl geçiyor olduğunu anlatmıştı. Almanya'da bulunan Yahudiler'in nasıl yaşamış olabileceğini nispeten diğer Almanların gözünden açıklamıştı. Şimdi Boyalı Kuş bu hikayenin bambaşka bir yüzü oldu. Boyalı Kuş aslında bize Almanya'nın ya da Doğu Avrupa'nın (o dönem savaş sürdüğü için Almanya olarak adlandırılan devletin sınırları gittikçe genişiliyor: Önce Avustralya sonra Polonya, Rusya - Moskova'ya kadar) köylerinde olmak nasıl bir şeydir bunu gösteriyor. Kitabın en sıkıcı bulduğum kısmı içerisinde oldukça fazla doğa tasviri olması. Ya da bilmiyorum dışarıdan çok içeriye bakmayı seven bir okur olduğum için kitabın anlatımının beni çok sıktığı yerler vardı. Ama kitabın asıl hikayesi şu şekilde: Bir çocuk o dönem annesinden ayrılıyor, çünkü annesiyle birlikte kalırsa hemen yakalanabilir ve toplama kamplarına gönderilebilir, köydeki bir kadına teslim ediliyor. Daha sonra köyden köye kendine yer edinmeye çalışmasını görüyoruz. Ve tabii bunun yanında herkesin onu gözlerinden dolayı uğursuz saydığını, sayısız işkenceye maruz kaldığını, köylülerin inançların, köylerin yapılarını okuyoruz tek tek. Kosinski kitabın sonunda bunun kendi hayatından etkilendiğini ancak birebir yaşantı olmadığını söylüyor. Ancak kitap yayımlandıktan sonra büyük bir ilgi çekmiş hatta bu yüzden yazar sürekli tehdit edildiğini ve evine gelen bazı salgırganlardan kendini nasıl korumaya çalıştığını anlatıyor. Uzun köy anlatıları yüzünden puanımı kırıyor olsam da kitabın çok iyi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.