Boyalı Kuş

8,4/10  (93 Oy) · 
214 okunma  · 
64 beğeni  · 
1.872 gösterim
İlk olarak 1965`te yayımlanan Boyalı Kuş, Jeryz Kosinski`yi edebiyat dünyasının aranan simalarından biri yaptı. O dönemde Los Angeles Times`ın ``son on yılın en etkileyici romanlarından biri`` saydığı eser otuzdan fazla dile çevrildi.

II.Dünya Savaşı sırasında ailesi tarafından güvenliği için uzak bir köye gönderilen bir çocuğun oradan oraya savruluşunun sinirleri hırpalayan hikayesi olan Boyalı Kuş,dehşetle vahşetin, masumiyetle sevginin yakınlığını irdeleyen bir şaheserdir.

Edebiyat tarihinin en önemli ve özgün yazarlarından Kosinski`nin ilk ve en ünlü eseridir.

"İkinci Dünya Savaşı'nı konu edinen kayda değer kurgulardan hiçbiri Jerzy Kosinski'nin Boyalı Kuş'unun seviyesini yakalayamaz. Görkemli bir sanat eseri ve insan iradesi üzerine yazılmış en iyi methiye. Bunu okuyan asla unutmayacak, ve mutlaka sarsılacak. Boyalı Kuş edebiyatımızı ve yaşamlarımızı zenginleştiriyor."
- Jonathan Yardley, The Miami Herald-

"Olağanüstü... Tam anlamıyla sersemletici... Hayatımda okuduğum en güçlü kitaplardan biri."
- Richard Kluger, Harper's Magazine-

En önemli yazarlarımızdan biri
- Newsweek-

En iyilerden biri... Derin bir içtenlik ve duyarlılıkla yazılmış"
- Elie Wiesel, The N.Y Times-

(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2011
  • Sayfa Sayısı:
    239
  • ISBN:
    9789753900690
  • Orijinal Adı:
    The Painted Bird
  • Çeviri:
    Aydın Emeç
  • Yayınevi:
    E Yayınları
  • Kitabın Türü:
Emre Ö. 
 30 Eki 2015 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Tiksindim. Fakat bu tiksintim kitabın kötü oluşundan değil anlattığı iğrenç olaylar yüzünden!
Kitap 2.Dünya Savaşın'da bir çocuğun başından geçen olayları konu ediniyor. Söylenenlere göre otobiyografik öğeler de taşıyormuş içinde. Yani yazarımız buradaki bir çok olayı görmüş. Çünkü tasvir yeteneği o kadar güçlü ki Alman askerlerinin köylülerin kahramanımıza yaptığı işkenceleri adeta size film gibi izlettiriyor. Sadece izletmekle de kalmıyor canınızı yakıyor.
Bir sayfa'da Alman askerleri köyü basıp karılara kızlara işkence edip tecevüz ederken bir arka sayfayı çevirdiğinde Rus askerleri köye gelip çocuklara şeker dağıtıyor!!
Kitap gerçekten aldığı övgüyü de bu kadar dile çevrilmesini de sonuna kadar hak ediyor. İkinci dünya savaşına dair güçlü belgedir bu kitap. Kitabın en beğendiğim yeri de son sayfasında yazdığı şu oldu:

"Sabahları çok erken kalkıyorduk. Hoşgörüyle bakıyordum diz çöküp dua eden yaşlı adama. Şehirde yetiştiği halde, bu
yaşta köylü hayatı sürüyordu. Dünyada yapayalnız olduğunu, artık kimseden yardım beklememesi gerektiğini bilmiyordu. Oysa hepimiz yalnız olduğumuzu, Gavrila'ların Mitka'ların ve öteki dostların, yaşantımızdan gelip geçtiğini bilmeli, anlamalıydık. İnsanlar anlaşamadıklarına göre, dilsizliğin de önemi yoktu. Birbirleriyle takışır, birbirlerinden hoşlanır, öpüşür ya da tepişirlerdi. Ama herkes yine kendisini düşünürdü. Coşkularımız, anılarımız, duygularımız sazdan
perdelerin ırmağı kıyıdan ayırdığı gibi bizi birbirimizden uzak tutuyordu. Dikkati çekecek kadar yüksek ama göğe erişmeyecek kadar alçak karlı dağ tepeleri gibi, aşılmaz vadilerin ötesinden birbirimize bakıyorduk. "

Hakan TEKİN 
 28 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Boyalı Kuş, ikinci dünya savaşı sırasında ailesinden kopmak zorunda kalan, savaşın getirdiği zorluklar ile beraber batı Avrupa toplumunun dinsel ve batıl inançları yüzünden birçok dayanılmaz ve iğrenç olaylara tanık olup yüzlercesini yaşayan çelimsiz kara kuru bir çingene çocuğunun yürek burkan hikayesi...
Kitap bir çok ülkede yasaklanmış, Kosinski vatan haini ilan edilmiş, suikastlere maruz kalmıştır.
Yazarın kitabı hakkında, kitabın yazımının 10.yılında söylediği sözlerden birini sizlerle paylaşarak eleştirime son vereceğim. Böylece kitabın gerçekleri ne denli yansıttığının canlı bir örneğini görebilirsiniz.
"Eğer olabilecekleri daha önceden görseydim, Boyalı Kuş'u asla yazmazdım."

silaes 
13 Mar 00:43 · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

Kitabı okumak, anlamak veya anlamlandırmak çok güç. Bu güçlük kitabın yazınsal gücü veya uslüpla ilgili değil oysa ki. Kesinlikle keyifle okuyabileceğiniz bir kitap değil. Bitirebilmek güçlü bir irade ve sağlıklı bir psikoloji istiyor. Çocuk ve hayvanlara karşı zaafınız varsa kesinlikle okumayın. Duygusal insanların psikolojisini bozacak, rüyalarını kabusa çevirecek bol bol öğe içeriyor. 18 yaş altının okumasına şiddetle karşı çıkıyorum...
Zeofili ve pedofili vakalarına sıklıkla rastlıyoruz.
Bir daha belirtmek istiyorum. Belirli bir yas alti ve psikolojik olarak güçlü olmayan insanlar okumayı biraz ertelemeli ama uygun zaman ve mekanda da muhakkak okumalı.
Otobiyografik bir eser ve 2. Dünya savaşının kültürel ve sosyal açıdan çok güzel sergilendiğini düşünüyorum. Bahis olundugu gibi kızıl ordu propagandası yapıldığını düşünmüyorum. Avrupa köylüsünün 1939 gibi aslında çokta uzak olmayan cahilliği, gaddar ve barbarlığına girmeyeceğim... Nazizimle ilgili söylenecek çok sey var da içim el vermiyor. Ciddi anlamda çok Yordu kitap beni.

Tuco Herrera 
12 Nis 22:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

başlamadan evvel yazar hakkında kısa bir bio vereyim istiyorum zira hayatını bilmeden okuyacaklarınız biraz HAVADA KALMIŞ OLACAK..yazar ( ismi Yeje Koşinski olarak okunuyor - lehçe de ne dil kardeşim! ) 1933 senesinde polonya da doğar..daha sonraları 2. dünya savaşı patlak verip nazilerin raydan çıkarak "ölü insan konserve fabrikaları" kuracağını anlayan ailesi, kendisini bir kataolik kilisesine verip "biz YANDIK sen yanma yavum" diyerek kendisini terk eder..vaftiz edilip josef ismini jerzy kosinski' ye ceviren ve kilisenin himayesinde savaşı kazasız belasız atlatan yazarımız savaş sonrası hayatına kaldığı yerden devam eder.. ama almanları polonya dan süpürmekle görevli ussr yani sovyetler birliği, polonya'ya yardımla beraber kendi ideolojileri olan komünizmi de getirmişlerdir..(ne ilgisi var deme oku var bir bildiğimiz =) ).. babası da daha sonraları bu komunist cenaba geçecek olan yazarımız öğrenimini polonya'da , tarih ve sosyoloji üzerine tamamlayıp bir şekilde amerikalı ünlü yönetmen Roman Polanski ile irtibata gecer.. tabii kendisi o sıralar komünizmden nefret etmektedir.. böylece hazırladığı sahte kimlik ve belgelerle fırsatlar ülkesi amerika'ya iltica edip orada bilmem kim isimli, daha sonra boşanacağı meşhur ve milyarder bir çelik kralının alkolik dul karısıyla evlenen ve yürü ya kulum gazını alan Jerzy Kosinski jet sosyetenin ve edebiyat tayfasının gözbebeği olmuştur..hatta şöyle bir şanslı olayla da ölümü atlatmışlığı vardır kendisinin.. bir seyahat dönüşü havaalanında valizleriyle yanlış etiketleme sorunu yaşadığı için ünlü seri katil charles manson abimizin satanik tarikatına ölüm emrini verdiği ve roman polanskinin 8 buçuk aylık hamile karısının bıçaklanması artı 8 kişinin ölümüyle sonlanan katliamdan şans eseri kurtulmuştur..işte bu katliamı atlatan kahramanımız 20 sene daha yaşar ve ruhsal bunalımlar sonucu birgün banyoda plastik poşetle kendini boğup intihar eder..ardında şu satırların olduğu intihar mektubunu bırakacaktır: “Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin...”
(yeter sadede gel diyenler için ...)
POLONYA'DA BİR KÜÇÜK EMRAH!
kitap , 2. dünya savaşı sırasında polonya'da alman bir baba ve yahudi bir anneden oluşan çekirdek ailenin tek oğlunu NİHAİ ÇÖZÜMden (bkz: final solution) ve yapılacak soykırımdan kurtarmak için Polonya'nın kırsal kesimlerindeki köylülere bırakmaları ve ardından gelişen olaylar...hiç olaylara girip şu oldu bu oldu diye anlatmak istemiyorum zevkle okuyasınız diye ama sadece küçücük bir örnek vereyim; anne ve babası tarafından terk edilip ,yahudi oldugu için çingene olarak görülen , sürekli dövülüp toplumdan (toplum derken aklınıza köy hayatı falan gelmesin - bahse konu toplum kırlara serpiştirilmiş köhne barakalarda yaşayıp meyve ağaçları veya akarsular ile su kaynakları için birbirlerini gözünü kırpmadan öldüren insanlar sürüsü) tecrit edilen bir çocuğun kendine yalnızlıktan bir sincabı arkadaş olarak edinmesi ve köy cocuklarının bu sincabı benzin dökerek yakmaları.. ve bu örnek kitaptaki olaylar bütünün binde biri dahi değil.. öyle bir an geldi ki artık bir yerden sonra sayfa değil bu olsa olsa kanser katalizörü falan demeye başladım..
yazım ve dile gelecek olursak:
şunu belirtmeliyim ki sanırım yaşar kemal' den sonra okuduğum en muazzam tasvirleri bu kitapta gördüm..çok kısa ama çok vurucu bir stili var ve hayal gücü , kullandığı metaforlar korkunç etkili..kurduğu civa gibi ağır katran aromalı cümlelerle sizi kuyulara atıp üstünüze çimentoyu döküyor..bu ve diğer forumlarda pek çok kitap kritiği yaptım ama böylesi bir yetenek görmedim.. az sayıda eserinin olması çok üzücü..dram ve özellikle 2. dünya savaşı romanı seven herkese gözüm kapalı tavsiyemdir..alın pişman olmayacaksınız..

gökçe türkkan 
22 Nis 10:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okuduğum zaman beni, hırpalayan bir kitaptı. Savaşın bir çocuğun üzerindeki acımasız tesirlerini anlatan kitabın yazarı Jerzy Kosinski'de aynı ruh halini yaşamış ve intihar etmişti. Bu unutulmayan eseri okumak isteyenler, ruh hallerinin biraz dağılacağını bilmelidir.

Rezzan 
 18 Ara 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

2. Dünya savaşı sürecinin anlatıldığı kitapları okumak hiç kolay değildir. İnsanlıktan nasiplenmemiş zihniyetin, milyonlara uyguladığı kıyım karşısında derinden etkilenir sarsılırız. Daha önce toplumun değişik kesimlerine ait pencerelerden izlediğim vahşeti bu kez çocuk penceresinden izlemiş oldum. Savaş ile çocuk yan yana gelince, hissettiğimiz acı çok daha derin, çok daha dayanılmazdır.
Savaş nedeniyle koşulları değişen bir çocuğun tek başına hayatta kalabilme mücadelesi. Hayatları çalınmış sayısız çocuktan birinin yürek burkan, acıklı hikayesi.

Özgür Şafak 
24 Nis 17:19 · Kitabı okudu · 12 günde · 7/10 puan

Kitaba biraz önyargı ile başlamıştım. Hani bilirsiniz, kendi ülkesinden Amerika’ya kaçmış bazı yazarların boyuna kendi ülkesini karalayıp Amerika’yı da rüyalardaki özgürlükler ülkesi olarak görmesi ve öyle anlatması bana hep biraz itici gelmiştir. Bu "Amerikan Rüyası" propagandası kokan eserler bana hep biraz samimiyetsiz gelmiştir. Mesela “Uçurtma Avcısı” Afganistan iç savaşında parçalanmış yaşamları, Taliban zulmünü, toplumsal kaosu çocuk gözüyle çok güzel anlatmış. Ancak tüm bu yaşananlardaki Amerikan rolüne hiç değinilmemiş. Sanki bir zamanlar Talibanları silahlandırıp destekleyen Amerika değilmiş gibi.
Tekrar “Boyalı Kuş” a dönecek olursak, öncelikle çok rahatsız edici şiddet sahneleri var. Sıradan insanların kendisine benzemeyenlere karşı nasıl birer canavara dönüştüğü çok sade ve ustalıkla anlatılmış. Bu arada yeri gelmişken, tarihin en büyük soykırımlarına uğrayan Yahudi dramını anlatan sayısız eser vardır da neden hemen her millet tarafından dışlanan, çok çeşitli zulümlere uğrayan Çingenelerden bahseden eserlerin sayısı çok sınırlı? Bu nasıl bir kaderdir ki çok zengin malzeme kaynağı olmasına rağmen edebiyattan da dışlanmışlar. Neyse bu üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu.

Osman Yüksel 
01 Mar 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Savaş,din,ırkçılık,şovenizm kavramlarını bir çocuğun gözünden o kadar güzel ve anlaşılır bir şekilde tasvir etmiş ki yazar, her sayfasında sizi farklı dünyalara alıp götürüyor. Kitabın konusu ; Kosinski, 2.Dünya Savaşı esnasında Alman orduları ve Kızıl Orduların karşı karşıya gelmesini ve bu durumda köy halkının nasıl bir tepki gösterdiğini acılı ve şiddetli bir dille aktarmış. Kitabı okurken gözümün önüne beyaz bir perde indi ve anlatılan olayları sanki bir film izliyormuş gibi resmen yaşadım. Kitap da özellikle 2. Dünya Savaşında Yahudilere karşı duyulan kin ve nefret bir çocuğun gözünden tüm çıplaklığıyla anlatılmış. Yazar “Boyalı Kuş” benzetmesiyle farklı bir ırktan olan birinin sığınacak bir yer bulamamasını, kendisini güvende hissedecek ve ait olacağı bir topluluk bulamamanın verdiği o çaresizliğini o kadar güzel anlatmış ki…Bu kitabı okumak için çok geç kaldığımı itiraf etmeliyim. Benim düştüğüm hataya siz de düşmeyin alın okuyun arkadaşlar…

tabula rasa 
22 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

kitap ürpertici bir yolculuğa davetiyeler sunuyor. konudan ziyade bende uyandırdığı izlenim şu: sanrılı bir rüyaya termometre. cıvanın donukluğu kelimeleri boğazınıza tıkarken tam anlamıyla dehşete kucak açıyor. Savaşın kötücül dünyasını bir çocuğun gözünden anlatan Rus yapımı bir film vardı Come and See. belki birebir yaşadıklarımın etkisiyle o filmin bir figüranı oldum okudukça yabancılığın el değmemiş hali var satırlar arasında. söylenecek bir şey yok mu bu tüm dünyaya karşı dünyaların savaşında elbette var. Birileri hep bir şeyler söyler, yıkım, katliam, gözyaşı, tiksinti. ama doyasıya korku. gene de umudumuzu kırmasın bu. kim bilir yüreğimizi daraltan şey belki görüşümüzü kanatlandırır. "Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?"

nishtiman 
 25 May 02:02 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Küçük Besleme'nin Hayriye hanımının, Üvey Baba'nın Halil'inin ve Aile Şerefi'ndeki Oktay'ın alınıp bir potada eritildiğini, ortaya çıkan tövbe estağfirullah, evlerden ırak karakterdeki insanın beş on köy oluşturulacak kadar çoğaltıldığını ve her şeyden bihaber sezercik kardeşimizin de bu ruh hastalarının insafına bırakıldığı bir dünya düşünün. Düşünemediniz dimi? Bu kitabı okuyana kadar ben de düşünemezdim sizin gibi...

Kitabı okumak sağlam sinirler gerektiriyor hatta şimdiye kadar okumakta en çok zorlandığım kitap olduğunu söyleyebilirim. Uzun zamandır kitaplığımda durmasına rağmen içeriğini bildiğim için okumayı ertelemiştim. Karar vermiştim; bu kitabı okuyacaksam hayatımın her bakımdan orta halli bir döneminde okumalıydım. Mutlu olduğum bir zamanda okursam bütün moralimi altüst edecekti, aksi bir durumda okursam olan yaşama sevincimi de elimden alacaktı. Ve tam da tahmin ettiğim gibi hikaye elinde bir fırça ile adeta etrafımı karalara boyadı. Kitabın atmosferi öyle karanlık ki, bu karanlığını eline alıp bütün renklerimi bir anda çaldı benden. Distopya tarzı kitapları sevmeme rağmen, bu kitabın distopya olmayan ve gayet hayatın içinden olan gerçeklerini kaldıramadım. Gayet akıcı olan dil ve hikaye beni içine çekerken, şahit olduğum vahşet tam tersi yönde beni kitabın kendisinden uzaklara itti. Aslında daha önce de duydum benzer hikayeleri ama bu kadar açık seçik okumadığımdan farklı bir deneyim oldu benim için.

Yeterince uzun bir giriş yaptıktan sonra kitapta anlatılanlara gelecek olursak: İnsanın insan olmaktan vazgeçtiğinde dünyanın en acımasız, en cani canavarına nasıl dönüştüğünün hikayesidir kitapta anlatılanlar. Yine bu canavarlığa dilsiz bir şeytanmışçasına sessiz kalan yığınların hikayesidir yazılanlar…

Kitabı okurken en hayret ettiğim ve sinirlendiğim noktalardan biri; sezercik kardeşimize işkence yapanların, akla hayale gelmedik yöntemlerle ona dünyasını dar edenlerin büyük çoğunluğunun, yine onun gibi çocuk yaşlarda olması. Sevgi ve merhamet varken nefretin ve düşmanlığın tercih edilmesi hiçbir yaştan insan için kabul edilebilir bir durum değil tabi, ama bu tercihi masum olması gereken çocuklar da yapıyorsa ortada çok büyük bir insaniyet ve vicdan sorunu var demektir.

Benim anlayışıma göre sevgi kadar nefret de öğrenilen ve öğretilen bir olgu. İçinde yaşadığımız toplum, bizi yetiştiren anne ve babalarımız, öğretmenlerimiz, içinde yetiştiğimiz çevre koşullarıdır bu olguları şekillendiren. Kısaca bir sistem eliyle yetişiriz. Aklımız, kalbimiz, insanlığımız şekillenir bu ellerde. Günlük hayatta bizlerin ve kitapta çocuğun maruz kaldığı bu derece nefretin nedeni tek başına bir insandan kaynaklı olamayacak kadar büyük olan, sistemsel, insani bir sorun! Kitapta bu insaniyet sorunun kaynağının ötekileştirme olduğu ve bunun ne kadar aptalca bir tercih olduğu çok güzel şekilde anlatılmış. Sırf ten rengi çevresinden biraz daha koyu olduğu için çingene damgası yiyen ve bu '' ötekileştirilmiş çingene '' vasfına nail olduğu! için her türlü hakarete maruz kalan, hayvandan daha aşağı görülen küçük çocuğun portresi içimizde her an uyanmaya hazır potansiyel canavarın bir aynası gibi adeta.

Toplumu yönetenler ve aman benim düzenim bozulmasın da gerekirse 20 milyon insan ölsün diyenler, bu ötekileştirme, nefret ettirme, bir diğerimize karşı kayıtsız kalma silahlarını çok iyi kullanır. Onların çıkarları için birbirimizin ötekisi olmak zorundayızdır. Çünkü; Öteki olarak görmediğiniz bir insana karşı duyarlılığımızı asla yitirmeyiz, karşı tarafa kötülük yapılsa bile her zaman bir kırmızı çizgimiz vardır onlar için.

Ama ötekileştirme zehrini damarlarında dolaştıran biri için karşı tarafta yer alan biri, her türlü insani vasfını yitirir. Bu hastalıklı düşünce onlar için bir yerden sonra öyle normalleşir ki, onların gözünde sorunlu olan ötekileştirmeyi reddeden sizler olursunuz. Yeri gelir bir otelde canlı canlı yakılan canlar için çırpınmanıza '' ama sen alevi değilsin ki, neden bu uğraş '' diye tepki gösterilir, yeri gelir bir meydanda öldürülen küçük bir çocuğun yaşam hakkını savundunuz diye vatan haini damgası yersiniz, ya da yeri gelir açlık grevinden başka hiçbir hukuki yol bırakılmayan insanların hakları için sesiniz yükseldiğinde ölümü kutsamakla itham edilirsiniz. Bir başka zaman ülkemde bu kan yıllardır neden akıyor dediğiniz için terörist damgası yersiniz.

Ama ne olursa olsun bu hastalıklı düşüncelerin sahiplerinin bilmesi gereken tek şey var: onlar hastalıklı, kirli, vicdan yoksunu düşünceleriyle ırmak olup üzerimize aksalar da, biz deniz olup tüm kötülüklerini gövdemizde, kalbimizde eriteceğiz. Çünkü ben inanıyorum ki; bütün bu karanlığa rağmen dünyayı sadece insan sevgisi kurtarabilir. Onlar bütün nefretlerini, karanlıklarını, zehirli dillerini toplayıp üzerimize gelse, biz onlardan kat kat fazla bir sevgi ile, merhametle, anlayışla onları kucaklayacağız. Ki sokaklarımızda kol gezen yoksulluğun, sefaletin, nefretin ve ölümün yerine bahar çiçekleri açsın. Neresine bakarsak bakalım ancak feryatlar yükselen bu dünyanın yerine, bahçelerinde çocuk seslerinin kuş cıvıltılarına karıştığı yeni bir dünya kuralım.

İnsana ait her istidat sınırlıdır. Görme istidadımız sınırlıdır, ancak belli ölçüde görebilir gözlerimiz. Yeme istidadımız sınırlıdır, ne kadar zorlarsak zorlayalım midemize alabileceğimiz yiyecek sınırlıdır. İşitme ve her türlü yeteneklerimiz de tıpkı diğerleri gibi sınırlıdır. Ama insanın sevgiye olan istidadında sınırlandırma yoktur. İnsan kalbi sonsuzluğu yudumlayan bir çift dudak gibidir. İnsanın en büyük, en sınırlandırılmamış, en muhteşem ve varlığını en güzel ifade edebileceği mana sevgi manasıdır. Bu söylediklerim ayakları yere basmayan bir sevgi pıtırcığının gerçek olamayacak hayalleri değil. Tek başına her birimiz içimizde var olan, dünyayı değiştirebilecek tek güç olan sonsuz sevgi istidadının farkına varalım yeter ki..

Kitaba geri dönersek yazarın hayatından çok büyük esinlenmeler olduğu için bazı kesimlerce yazarın olayları abarttığı, hatta geniş hayal dünyası sayesinde durumu ajite ettiği, mağdur edebiyatına sığınıldığı yazılmış. Bunu söyleyenlerin ne kadar haksız olduğunu anlamak için sokakta konuşacağınız Suriye'li bir çocuğun söyleyecekleri yeterlidir sanırım. Ben birkaç tanesi ile bu konuda konuşma fırsatı yakalamıştım da, onların anlattıklarının kitapta yazılanlardan eksik kalır yanı yoktu ( sadece bu derece açık seçik değildi ). Zaten kitabın onuncu yılı için yazarın yaptığı açıklamada, ikinci dünya savaşındaki vahşete tanık olan bazı insanların; gerçekte yaşanılanların yanında, kitapta yazılanların ancak pastoral bir hikaye olarak kaldığını kendisine söylemesinden kitabın abartılmış mı, yoksa gerçekten o döneme bir ayna mı olduğunu anlamak mümkün. Kısaca kitap: çocuk yaşlardaki bir şahidin gözünden savaş nedirin uzunca bir özeti…

Bizim ülkemizde de kan sevicilerin sabah akşam kutsadığı savaş işte tam olarak bu. Kendi toprağını korumaktan aciz deliler; sabahtan akşama Kerkük, Musul, Şam, Filistin türküleri söyleyip kitleleri tıpkı ikinci dünya savaşında olduğu gibi nefretle dinamitliyor. Belki de hayatı boyunca hiçbir zaman muhatap olmayacağı, geçtiği sokağa bile korumaları tarafından engellendiği için yaklaşamayacağı adamların, zehirli dillerine kanıp kapı komşusundan nefret edenlerle dolu bir ülke yaratılıyor yıllardır. İnsanlar birbirine karşı öyle tahammülsüz bir hal aldı ki, birbirimize baktığımızda tek görebildiğimiz bu hastalıklı ruhlar tarafından bize yakıştırılan kalıplar, sıfatlar, kimlikler olmuş… Yani bu tehlike yaşandı ve bitti diyeceğimiz bir tehlike değil. Karanlıkta üzerinize atlamak için fırsat bekleyen bir canavar gibi sızabileceği insani bir boşluk arıyor bizde.

Kitaba dair ekleyeceğim son şey ise mutlaka okunması ama belli bir yaşın üstünde olanlar için geçerli tabi dediğim. İçerisindeki vahşete hiçbir çocuk asla ama asla şahit olmamalı, duymamalı, okumamalı.

Son olarak da bu bana yetmedi savaşın ne olduğunu bir de izlemek istiyorum diyenler için bir film önerim olacak. İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi'nin, Saddam Hüseyin'in düşüşünden sonra Irak'ın kürt bölgesinde çocukların yaşadıklarını anlattığı filmde; bu bölgede biraz para ya da yemek için kara mayını avcılığı yapan çocukların trajedisi anlatılıyor. Umarım inandığım gibi cehennem vardır ve sen en dibinde insanlara yaşattıklarının azabını çekiyorsundur Saddam!

http://www.imdb.com/title/tt0424227/

Bu kadar uzun bir incelemeyi okuduğun için tebrik ederim sayın okur :)

3 /

Kitaptan 48 Alıntı

Hakan TEKİN 
26 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Neden değişik bir saç rengi, bir göz rengi bazı insanlara büyük üstünlük sağlıyordu?

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski
Özgür Şafak 
22 Nis 10:16 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Başarı, bir kısır dögüsüydü. Ne kadar kötülük yaparsan o kadar güçlenirdin. Ne kadar güçlenirsen o kadar kötülük yapabilirdin.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 159 - e Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 159 - e Yayınları)

İnsan olmak büyük bir başarı, nemli bir aşamadır. Herkes, kavgasını içinde taşır. Bunu benimsemek kendi yasalarına göre tek başına kazanmak ya da kaybetmek zorundadır.

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski
Emre Ö. 
28 Eki 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Köylülere göre, Yahudiler'in yakıldığı fırınlardan çıkan dumanlar gökyüzüne dimdik yükselip Tanrı'nm ayakları altında yumuşacık bir halı oluyordu. Oğlunun ölümüne üzülen Tanrı'yı avutmak için, gerçekten bu kadar Yahudiyi kurban etmek gerekli mi, diyordum kendi kendime. Belki yeryüzü yakında kocaman bir yangın yeri olacaktı. Papaz, bütün insanların bir gün öleceğini, hiçlikten gelip hiçliğe döneceklerini söylememiş miydi?

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 113 - E Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 113 - E Yayınları)
Özgür Şafak 
18 Nis 18:01 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Marta'nın yılan gibi deri değiştirip, neden yeni bir hayata başlamadığını düşünüyordum.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 15 - e Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 15 - e Yayınları)
Özgür Şafak 
22 Nis 10:07 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Geceleri geç saatlere kadar uyanık kalır, Tanrı'nın beni de cezalandırmak isteyip istemediğini sorardım kendi kendime. Annemle babam, her pazar kiliseye gider, beni de götürürlerdi. Tanrı'nın kızgınlığının, yalnız kara gözlü siyah saçlı, Çingene denen insanlara yöneldiği doğru olabilir miydi? Neden babamın saçları açık renk, gözleri maviydi de annem esmerdi? Hem esmerlikleri, hem de sonları aynıydı Yahudiler'le Çingeneler'in. Öyleyse onları ayıran ne olabilirdi? Herhalde, savaş bitince yeryüzünde sarı saçlı, mavi gözlü insanlardan başkası kalmayacaktı. Ama açık renk anne ve babası olup siyah saçlı doğmak mutsuzluğuna uğrayan çocuklara ne olacaktı?

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 105 - e Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 105 - e Yayınları)

Önde koşmak arkada kalmak kadar tehlikeliydi. Her yanlış adım hareketi yavaşlatır, her düşen öz kardeşlerinin ayakları altında ezilirdi…Oysa hepimiz yalnız olduğumuzu, gavrilaların, mitkaların ve öteki dostların, yaşantımızdan gelip geçtiğini bilmeli, anlamalıydık. İnsanlar anlaşamadıklarına göre, dilsizliğin de önemi yoktu. Birbirleriyle takışır, birbirlerinden hoşlanır, tepişirlerdi. Ama herkes yine kendisini düşünürdü. Coşkularımız, anılarımız, duygularımız sazdan perdelerin ırmağı kıyıdan ayırdığı gibi bizi birbirimizden uzak tutuyordu. Dikkati çekecek kadar yüksek ama göğe erişmeyecek kadar alçak karlı dağ tepeleri gibi, aşılmaz vadilerin ötesinden birbirimize bakıyorduk.

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski

Kör olunca hayat boyu gördüklerini de unutur muydu acaba insan? Düş bile göremezdi belki o zaman. Eğer kör kişi, belleğinin gözlerini de yitirmişse bu iş o kadar önemli sayılmazdı. Dünya her yerde birdi nasılsa. Hayvanlar ve bitkiler gibi insanlar birbirlerinden ayrılıyordu şüphesiz. Ama yıllar boyu onları görüp tanıdıktan sonra nasıl oldukları kestirilirdi.

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski
serpil kavak 
04 Nis 23:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ne kadar ünlü olursa olsun, kendi kendine yasardi insan.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 210)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 210)
Özgür Şafak 
22 Nis 10:14 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Kendini iblislere satan adam, hep onların etkisinde kalmalı, zaman zaman da kötü niyetini açıkça ortaya koymalıydı. Birden fazla insanla uğraşmak ihtiyarlar yerine gençlere dadanmak, suçsuz saf bir ruhu günaha yöneltmek, herhalde çok daha değerliydi. Ama en büyük başarı, nefreti bütün bir ulusun yüreğine sokmak olmalıydı. Mavi gözlü, sarışın adamlarda, kara saçlı benzerlerine karşı nefret uyandıran kişinin sağlayacağı üstünlük ne kadar da büyüktü.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 158 - e Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 158 - e Yayınları)
5 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Nazi Zulmünden New York Sosyetesine Bir Boyalı Kuş
Nazi Zulmünden New York Sosyetesine Bir Boyalı Kuş "Gerçek olan, insanın kendi yolunu kendi eliyle çizdiği, geleceğinin tek hakimi olduğuydu. Herkes aynı ölçüde önemliydi. Her şeyden önce de eyleminin yönünü ve amacını bilmeliydi insan. Eyleminin yalnız kendini bağladığına inanan, büyük bir yanlışlığa düşerdi. Bir araya gelen eylemler, yavaş yavaş toplumu kurarlardı." J. Kosinski/Boyalı Kuş