Boyalı Kuş

8,4/10  (117 Oy) · 
269 okunma  · 
87 beğeni  · 
2.381 gösterim
İlk olarak 1965`te yayımlanan Boyalı Kuş, Jeryz Kosinski`yi edebiyat dünyasının aranan simalarından biri yaptı. O dönemde Los Angeles Times`ın ``son on yılın en etkileyici romanlarından biri`` saydığı eser otuzdan fazla dile çevrildi. 

II.Dünya Savaşı sırasında ailesi tarafından güvenliği için uzak bir köye gönderilen bir çocuğun oradan oraya savruluşunun sinirleri hırpalayan hikayesi olan Boyalı Kuş,dehşetle vahşetin, masumiyetle sevginin yakınlığını irdeleyen bir şaheserdir. 

Edebiyat tarihinin en önemli ve özgün yazarlarından Kosinski`nin ilk ve en ünlü eseridir.

"İkinci Dünya Savaşı'nı konu edinen kayda değer kurgulardan hiçbiri Jerzy Kosinski'nin Boyalı Kuş'unun seviyesini yakalayamaz. Görkemli bir sanat eseri ve insan iradesi üzerine yazılmış en iyi methiye. Bunu okuyan asla unutmayacak, ve mutlaka sarsılacak. Boyalı Kuş edebiyatımızı ve yaşamlarımızı zenginleştiriyor."
- Jonathan Yardley, The Miami Herald-

"Olağanüstü... Tam anlamıyla sersemletici... Hayatımda okuduğum en güçlü kitaplardan biri."
- Richard Kluger, Harper's Magazine-

En önemli yazarlarımızdan biri
- Newsweek-

En iyilerden biri... Derin bir içtenlik ve duyarlılıkla yazılmış"
- Elie Wiesel, The N.Y Times-

(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2011
  • Sayfa Sayısı:
    256
  • ISBN:
    9789753900690
  • Orijinal Adı:
    The Painted Bird
  • Çeviri:
    Aydın Emeç
  • Yayınevi:
    E Yayınları
  • Kitabın Türü:
fazi 
 07 Haz 18:50 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Naziler, soykırım, işkenceler... Bu ve aklınıza gelebilecek birçok ikinci dünya savaşı konulu kitapları okudum. Araştırdım durdum, araştırdıkça canım acıdı, yapılan işkencelere inanamadım, inanamadıkça daha farklılarını buldum, işkence yapan kadınları ve hayatlarını onlardan nefret ederek okudum..
Ama Boyalı Kuş! Okuduğum her kitaptan, duyduğum her öyküden farklı, okunması yürek isteyen Boyalı Kuş..
Burada kazandığım birtanecik dostum Tuco Herrera sayesinde okudum ve ne söylesem az kalacak gibi bir his var içimde bu eser için.
Yazarın hayatını okuyarak başladım işe; çünkü her zaman, yazarların yaşadıklarından etkilenerek yazdıklarını düşünürüm. Yine yanılmadım. Kosinski'nin intihar edişini okuyup, kitabı bitirince anladım yine yanılmadığımı.
Kısaca bahsedeceğim olaydan çünkü ayrıntıya girmek kitabı anlatmak demek olur bu eserde. İkinci dünya savaşı sırasında altı yaşında bir çocuk, savaştan ve şiddetten uzak kalsın diye annesi ve babası tarafından başka bir yere gönderilmek istenirken aniden işler karışır ve kahramanımız kendisini her seferinde başka bir köyde, insanlıktan nasibini almamış kişilerin yanında bulur. Bir yandan Almanlar tarafından yakalanmamaya çalışır, diğer yandan da köylülerin işkencelerine maruz kalır. Yaşı ilerlerken; ustalarından büyüyü, duayı, çiftlik işlerini, kötülüğü, iyiliği, Tanrı'yı, Şeytan'ı ve daha birçok şeyi öğrenir. Öğrendikçe değişir, değiştikçe hırslanır; bazen umudunu yitirir bazen de direnir. İşte böyledir Boyalı Kuş'un öyküsü. Farklılıkları ile kabul görmeyen, itilen, soyutlanan herkestir aslında Boyalı Kuş..
Etkili, sarsıcı bir kitap okudum. Herkesin okuyabileceğini düşünmüyorum. Birçok kişide rahatsızlık yaratabilir ancak bunların savaşın gerçek yüzü olduğunu da bilmekte yarar vardır..

Boyalı Kuş'u, eğer hafızam beni yanlış yönlendirmiyorsa, İngilizce yazmış olmasını olağanüstü bulurum. Rusça bir roman asla yazamam gibi geliyor bana. Yazamam tabii. Olağanüstü bulmam bundan.

Çok oldu okuyalı. Hatta bu romandan önceydi sanırım,"İdi i Smotri-Gel ve Gör,"Oskarlı filmini Elen Germanoviç Klimov'un izlemiştim. Sonra Spielberg'in Güneş İmparatorluğu filmini izledim. Bu dediklerim hep 1980'lerin ikinci yarısında oldu. 1987 senesiydi galiba. Savaş çocukların gözünden anlatılıyordu. Üçü de 2. Dünya Savaşında geçiyordu.

Spielber'in filminde bir kahraman doğuyordu. Çocuk (Christian Bale) savaşı avantaja çeviren bir kahramandı. Mor Yıllar'ı çevir, sonra da gel, bu filmde sıç, ne adamsın be Spielberg demiştim, sıçtın lan.

"Gel ve Gör" ise bir şaheserdi. Filmden çıktığım zaman, o kadar etkilenmiştim ki, bu travmadan sonra bu çocuk iflah olmaz, diye düşünmüştüm.

Ve bu kitap. Yeraltı edebiyatının şaheserlerinden biridir. Benim okumam öyle. Çünkü otobiyografik özellikleri olan bir roman kabul ediliyor. Ve haliyle kahramanı (Eğer otobiyografikse, Kosinski'nin kendisi olabilir) da iflah olmaz artık, diye düşünmüştüm. Ama Kosinski'nin Amerikalı çelik imparatoriçesiyle evlendiğini öğrendiğimde, bu olamaz, demek ki bu roman tamamen kurmaca, diye düşündüm. Bu anlamda romanın otobiyografik özellikleri eser miktarda ve kaale alınmamalı, dedim. Bu da benim okumam elbette.

Bir keçi mevzusu var ki, kitabın en tartışmalı yeridir, de nedir? Benim okumama göre bu kısım, absürtlüğün doğruğudur. Normal şartlarda tanımı yapılmış toplumsal sözleşmenin, şartlar anormalleştiği zamanlarda deforme olduğunu, hatta varlığının bu sözleşmenin, anlamsız kıldığını anlatır. "Neden" sorusuna, "bana göre fark etmez" cevabıyla gerçekliği reddetme, hatta değersizleşmeye bayrak dikmedir. Nietzsche'ye göre hiçbir olasılık, hiçbir seçenek sana bir diğerinden daha iyi, daha cazip görünmüyorsa nihilizme düşmüşsün demektir.

Hayata bakışında pasifleşip, kendi köşene çekilip "bana göre fark etmez" dediğinde, bunu hayatının başatı kılmışsan, ortada bir problem var demektir. Artık nihilist bir ruh haline girmişsin demektir. Oysa hiçbir şey sonsuza değin sürmez. Savaşlar da. Kosinski, işte bunu vurgular bu kısmıyla romanının. En azından ben böyle okudum.

Tuco Herrera 
 12 Nis 22:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

başlamadan evvel yazar hakkında kısa bir bio vereyim istiyorum zira hayatını bilmeden okuyacaklarınız biraz HAVADA KALMIŞ OLACAK..yazar ( ismi Yeje Koşinski olarak okunuyor - lehçe de ne dil kardeşim! ) 1933 senesinde polonya da doğar..daha sonraları 2. dünya savaşı patlak verip nazilerin raydan çıkarak "ölü insan konserve fabrikaları" kuracağını anlayan ailesi, kendisini bir kataolik kilisesine verip "biz YANDIK sen yanma yavum" diyerek kendisini terk eder..vaftiz edilip josef ismini jerzy kosinski' ye ceviren ve kilisenin himayesinde savaşı kazasız belasız atlatan yazarımız savaş sonrası hayatına kaldığı yerden devam eder.. ama almanları polonya dan süpürmekle görevli ussr yani sovyetler birliği, polonya'ya yardımla beraber kendi ideolojileri olan komünizmi de getirmişlerdir..(ne ilgisi var deme oku var bir bildiğimiz =) ).. babası da daha sonraları bu komunist cenaba geçecek olan yazarımız , öğrenimini polonya'da , tarih ve sosyoloji üzerine tamamlayıp bir şekilde amerikalı ünlü yönetmen Roman Polanski ile irtibata gecer.. tabii kendisi o sıralar komünizmden nefret etmektedir.. böylece hazırladığı sahte kimlik ve belgelerle fırsatlar ülkesi amerika'ya iltica edip orada bilmem kim isimli, daha sonra boşanacağı meşhur ve milyarder bir çelik kralının alkolik dul karısıyla evlenen ve yürü ya kulum gazını alan Jerzy Kosinski , jet sosyetenin ve edebiyat tayfasının gözbebeği olmuştur..hatta şöyle bir şanslı olayla da ölümü atlatmışlığı vardır kendisinin.. bir seyahat dönüşü havaalanında valizleriyle yanlış etiketleme sorunu yaşadığı için ünlü seri katil charles manson abimizin satanik tarikatına ölüm emrini verdiği ve roman polanskinin 8 buçuk aylık hamile karısının bıçaklanması artı 8 kişinin ölümüyle sonlanan katliamdan şans eseri kurtulmuştur..işte bu katliamı atlatan kahramanımız 20 sene daha yaşar ve ruhsal bunalımlar sonucu birgün banyoda plastik poşetle kendini boğup intihar eder..ardında şu satırların olduğu intihar mektubunu bırakacaktır: “Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin...”
(yeter sadede gel diyenler için ...)

POLONYA'DA BİR KÜÇÜK EMRAH!

kitap , 2. dünya savaşı sırasında polonya'da alman bir baba ve yahudi bir anneden oluşan çekirdek ailenin tek oğlunu NİHAİ ÇÖZÜMden (bkz: final solution) ve yapılacak soykırımdan kurtarmak için Polonya'nın kırsal kesimlerindeki köylülere bırakmaları ve ardından gelişen olayların toplamı...hiç olaylara girip şu oldu bu oldu diye anlatmak istemiyorum zevkle okuyasınız diye ama sadece küçücük bir örnek vereyim; anne ve babası tarafından terk edilip ,yahudi oldugu için çingene olarak görülen , sürekli dövülüp toplumdan (toplum derken aklınıza köy hayatı falan gelmesin - bahse konu toplum kırlara serpiştirilmiş köhne barakalarda yaşayıp meyve ağaçları veya akarsular ile su kaynakları için birbirlerini gözünü kırpmadan öldüren insanlar sürüsü) tecrit edilen bir çocuğun kendine yalnızlıktan bir sincabı arkadaş olarak edinmesi ve köy cocuklarının bu sincabı benzin dökerek yakmaları.. ve bu örnek kitaptaki olaylar bütünün binde biri dahi değil.. öyle bir an geldi ki artık bir yerden sonra sayfa değil bu olsa olsa kanser katalizörü falan demeye başladım..
yazım ve dile gelecek olursak:
şunu belirtmeliyim ki sanırım yaşar kemal' den sonra okuduğum en muazzam tasvirleri bu kitapta gördüm..çok kısa ama çok vurucu bir stili var ve hayal gücü , kullandığı metaforlar korkunç etkili..kurduğu civa gibi ağır katran aromalı cümlelerle sizi kuyulara atıp üstünüze çimentoyu döküyor..bu ve diğer forumlarda pek çok kitap kritiği yaptım ama böylesi bir yetenek görmedim.. az sayıda eserinin olması çok üzücü..dram ve özellikle 2. dünya savaşı romanı seven herkese gözüm kapalı tavsiyemdir..alın pişman olmayacaksınız..

Emre Ö. 
 30 Eki 2015 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Tiksindim. Fakat bu tiksintim kitabın kötü oluşundan değil anlattığı iğrenç olaylar yüzünden!
Kitap 2.Dünya Savaşın'da bir çocuğun başından geçen olayları konu ediniyor. Söylenenlere göre otobiyografik öğeler de taşıyormuş içinde. Yani yazarımız buradaki bir çok olayı görmüş. Çünkü tasvir yeteneği o kadar güçlü ki Alman askerlerinin köylülerin kahramanımıza yaptığı işkenceleri adeta size film gibi izlettiriyor. Sadece izletmekle de kalmıyor canınızı yakıyor.
Bir sayfa'da Alman askerleri köyü basıp karılara kızlara işkence edip tecevüz ederken bir arka sayfayı çevirdiğinde Rus askerleri köye gelip çocuklara şeker dağıtıyor!!
Kitap gerçekten aldığı övgüyü de bu kadar dile çevrilmesini de sonuna kadar hak ediyor. İkinci dünya savaşına dair güçlü belgedir bu kitap. Kitabın en beğendiğim yeri de son sayfasında yazdığı şu oldu:

"Sabahları çok erken kalkıyorduk. Hoşgörüyle bakıyordum diz çöküp dua eden yaşlı adama. Şehirde yetiştiği halde, bu
yaşta köylü hayatı sürüyordu. Dünyada yapayalnız olduğunu, artık kimseden yardım beklememesi gerektiğini bilmiyordu. Oysa hepimiz yalnız olduğumuzu, Gavrila'ların Mitka'ların ve öteki dostların, yaşantımızdan gelip geçtiğini bilmeli, anlamalıydık. İnsanlar anlaşamadıklarına göre, dilsizliğin de önemi yoktu. Birbirleriyle takışır, birbirlerinden hoşlanır, öpüşür ya da tepişirlerdi. Ama herkes yine kendisini düşünürdü. Coşkularımız, anılarımız, duygularımız sazdan
perdelerin ırmağı kıyıdan ayırdığı gibi bizi birbirimizden uzak tutuyordu. Dikkati çekecek kadar yüksek ama göğe erişmeyecek kadar alçak karlı dağ tepeleri gibi, aşılmaz vadilerin ötesinden birbirimize bakıyorduk. "

Hakan TEKİN 
 28 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Boyalı Kuş, ikinci dünya savaşı sırasında ailesinden kopmak zorunda kalan, savaşın getirdiği zorluklar ile beraber batı Avrupa toplumunun dinsel ve batıl inançları yüzünden birçok dayanılmaz ve iğrenç olaylara tanık olup yüzlercesini yaşayan çelimsiz kara kuru bir çingene çocuğunun yürek burkan hikayesi...
Kitap bir çok ülkede yasaklanmış, Kosinski vatan haini ilan edilmiş, suikastlere maruz kalmıştır.
Yazarın kitabı hakkında, kitabın yazımının 10.yılında söylediği sözlerden birini sizlerle paylaşarak eleştirime son vereceğim. Böylece kitabın gerçekleri ne denli yansıttığının canlı bir örneğini görebilirsiniz.
"Eğer olabilecekleri daha önceden görseydim, Boyalı Kuş'u asla yazmazdım."

silaes 
13 Mar 00:43 · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

Kitabı okumak, anlamak veya anlamlandırmak çok güç. Bu güçlük kitabın yazınsal gücü veya uslüpla ilgili değil oysa ki. Kesinlikle keyifle okuyabileceğiniz bir kitap değil. Bitirebilmek güçlü bir irade ve sağlıklı bir psikoloji istiyor. Çocuk ve hayvanlara karşı zaafınız varsa kesinlikle okumayın. Duygusal insanların psikolojisini bozacak, rüyalarını kabusa çevirecek bol bol öğe içeriyor. 18 yaş altının okumasına şiddetle karşı çıkıyorum...
Zeofili ve pedofili vakalarına sıklıkla rastlıyoruz.
Bir daha belirtmek istiyorum. Belirli bir yas alti ve psikolojik olarak güçlü olmayan insanlar okumayı biraz ertelemeli ama uygun zaman ve mekanda da muhakkak okumalı.
Otobiyografik bir eser ve 2. Dünya savaşının kültürel ve sosyal açıdan çok güzel sergilendiğini düşünüyorum. Bahis olundugu gibi kızıl ordu propagandası yapıldığını düşünmüyorum. Avrupa köylüsünün 1939 gibi aslında çokta uzak olmayan cahilliği, gaddar ve barbarlığına girmeyeceğim... Nazizimle ilgili söylenecek çok sey var da içim el vermiyor. Ciddi anlamda çok Yordu kitap beni.

Ferah 
 10 Eyl 01:43 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sayın Nart, sayfasındaki inceleme sonrası seneler evvel kitabı okuduğum aklıma geldi. Hele incelemesini okuduktan sonra tüm sayfalar yeniden yeniden hafızamda canlandı. Senin kadar kelimeleri yönetip yerlerine yerleştiremeyen ben için inceleme hele de senin yorumundan sonra çok gariban kalacak Sayın Nart.. Ama okuyanı bol olsun diye umut ettiğim bir kitap. Hatta yazarının 58 yaşında başına poşet gibi bir şey geçirerek intihar ile hayatına son verdiğini okuduğum zaman ölüm şeklinin tercihi bile bu kitabını okumaya daha da davetkar kıldı..
Küçük çocuk yahudi olması sebebi ile savaş zamanı öldürülür korkusuyla , annesi ve babası tarafından bir adama emanet edilir. O da çocuğu yaşlı bir kadına verir. Çocuk kadının ölümünün ardından sonra köy köy gezerek hayatta kalmaya çalışır. Başına ise gelmeyen kalmaz. Hayatta kalmaya çalıştığı hikayelerinde sığındığı Lekh ormanda en güzel kuşları yakalayıp, bunları köylülerle takas ederek geçimini sağlayan bir adamdır. Evine döndüğünde bile aylarca konuşamayan küçük bir çocuğun yaşadığı İkinci Dünya Savaşı öylesine yüreğinize dokunularak anlatılıyor ki birlikte o savaşın içinde gibi okuyorsunuz romanı. Sayın Nart, keçi hikayesinden bahsetmiştin incelemende bense kasabanın kadınlarının adını fahişeye çıkardıkları zavallı Ludmillan 'a şişe ile yaptıklarını unutamıyorum.

Yazar kitabı hakkında sonra yaptığı yorumunda "Bugün Boyalı Kuş’un yaratılmasından yıllar sonra onun varlığı için kararsız duygular hissetmekteyim. Geçen son on yıl, romana benim de eleştirel bir gözle bakmama olanak verdi, ama kitabın etrafında koparılan fırtına ve benim kendi hayatımda ve bana yakın olanların hayatında yaptığı değişiklikler, kitabı yazmaya ilk karar verişimi sorgulattı doğrusu. Ben kitabı yazdığımda kendine göre bir tarzı olacağını düşünüyordum ve edebi bir başarının yanı sıra bana yakın insanların hayatlarına yönelik bir tehlike olacağını asla düşünmemiştim. Anavatanımdaki yöneticiler için kitap, aynı yakalanıp boyanan kuşa olduğu gibi sürüden çıkartılıp atılan bir unsur oldu. Kuşu yakaladım, tüylerini boyadım ve serbest bıraktım ama yapabildiğim sadece orada durup kuşun felaketini seyretmek oldu. Eğer olabilecekleri daha önceden görseydim, Boyalı Kuş’u asla yazmazdım. Ama kitap da aynı kahramanı küçük çocuk gibi saldırılara göğüs gerdi. Hayatta kalma güdüsü zincirleri koparıp geçti, insanların hayal güçleri de çocuğunkinden daha fazla tutsak kalabilir mi?"
Muhakkak okuyun ve okutun. Keyifli okumalar...

insan_okur 
19 Ağu 23:40 · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Benim okuduğum kitabın kapağında şu yazıyor " Cehaletin, boş inancın tutsağı insanları ve şiddetin şiirini yazan bir yazar " diye küçük bir başlık var. Evet aynen böyle arkadaşlar bu kitapta çok büyük bir şiddet var, zulüm var, cehalet tavan yapmış, boş inançlar barındırıyor.

Başlarda tiksindiğim ve hayvanlara yapılan eziyetler yüzünden bu kitap acaba ne yapmak istiyor diye kendime sorular sorduğum doğrudur. Siz de okurken çok şaşırmayın ve hemen kapatmayın okumaya devam edin lütfen.

Kitabı ismini bu aralar devamlı duyuyordum ve sahaftan alarak bir süre beklettim, nasip bu zamanaymış. Neyse başlangıçta sakin geçiyordu. Boş inançlar falan, vampirlik, hurafelere inanmalar falan derken bir anda savaş patlak verdi. Ailesi büyük bir savaşın geldiğini anladı ve çocuğunu uzaklara göndermek istedi ama keşke göndermeseydi. Resmen çile çekti yazıkcağızım. Çeşitli işkenceler, farklı eziyetler çekerek büyüdü.

Çingenelerden çok söz etti yazar bir bağlantısı olduğunu düşünmekteyim. Onlara farklı kişilermiş, ucubelermiş gibi davranılması dikkat çekiciydi. Dini inançlar üzerine felsefik sorgular ve çözümlemeler yapmış yazar bu açıdan da bazı kesimler beğenmeyebilir. Karmuklar bölümü benim için çok etkileyiciydi. 2. Dünya Savaş'ında yapılan eziyetler, işkenceler, siyaset çok çok iyi anlatılmış.

Yazarın dili öyle güzel ki gözünüzde canlandırması ve o heyecanı yaşatması çok çok güzel bu açıdan çok beğendiğimi itiraf edebilirim. Alman - Amerikan ve Rus'lardan çok bahsediliyor çünkü 2. Dünya Savaş'ı içerisinde geçiyor. Onların karakterleri ve yönetim biçimini de eleştirmiş. ( Komünizm ) Stalin'i övüyor falan bazen de yeriyor.
Okumaya verdiği önemin geçtiği bölüm çok güzeldi. Maksim Gorki'den bahsetmiş yazar ve kitaplarından. Edebiyatın gücünü savaş esnasında da görüyoruz.

Yazar bu çocuğun safha safha savaştan kaçışını, kaçarken çektiği eziyetleri anlatmış. Bir masum çocuğun savaş esnasında karakterin ne kadar değiştiğini, hırçınlaştığını görüyorsunuz. Şiddeti iliklerinize kadar hissettiriyor. Tacizler, tecavüzler, dayak, yakma, boğma, donma v.b bir çok işkenceye tanık olacaksınız.

Sonunda ailesine kavuşuyor ama yine farklı şeyler oluyor sonunu spoilere teslim etmeyeceğim. :) Yazar dili ve üslüp harika, konu güzel ama çok itici, ürkütücü, korkunç...

İyi okumalar....

Ferhat Tan 
09 Eyl 15:00 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kosinski romanında 2. Dünya Savaşı sürecinde geçen bir kurguyu kaleme alıyor. Kitap da sonradan gördüğüm yazarın kişisel yaşamına ait temel öğelere rastlamak mümkün. Anlatım biçimi, kurgusu, benzetmeleri muazzam bir şekilde sizi sürecin 'içerisinde' bir seyirciye dönüştürüyor ve orada yaşananları bire bir yanında gibi gören bir karakter olarak kitaba eklemleniyorsunuz. Yazarın ilerde kitabın filme vb. bir şeye ilham olması yada esinlenilmesi durumunda 'BOYALI KUŞ' olan isminin değiştirilmesini istemediğinin nedenlerini çok net bir şekilde anlıyorsunuz. 2.Dünya Savaşı boyalı kuşların hazin bir hikayesine dönüşüyor. İktidarın Yahudilere ve çingenelere sözde 'saf(aryan)' ırk dışında herkese karşı yaptıklarını, ülkede 'saf ırka' mensup olan köylü halkın olanlara olan tepkiselliğine dair öğeleri kurgu içersinde barındıran bir kitap. 2. Dünya Savaşı sürecini sosyal, psikolojik etkilerini yaşayarak anlamak isteyenler için iyi bir kaynak.

gökçe türkkan 
22 Nis 10:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okuduğum zaman beni, hırpalayan bir kitaptı. Savaşın bir çocuğun üzerindeki acımasız tesirlerini anlatan kitabın yazarı Jerzy Kosinski'de aynı ruh halini yaşamış ve intihar etmişti. Bu unutulmayan eseri okumak isteyenler, ruh hallerinin biraz dağılacağını bilmelidir.

4 /

Kitaptan 67 Alıntı

Black 
18 Haz 11:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Çok seviyordum kitapları. Çevremizdeki dünya kadar gerçek; neredeyse ondan daha zengin bir evren fışkırıyordu sayfaların arasından.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (e yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (e yayınları)
Hakan TEKİN 
26 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Neden değişik bir saç rengi, bir göz rengi bazı insanlara büyük üstünlük sağlıyordu?

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski
Yeliznd 
08 Tem 16:16 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

..."Direnmekten vazgeçtim kuş oldum bende. Yere yapışmış, soğuktan tutulan kanatlarımı açabildim sonunda"...

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 33)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 33)
Özgür Şafak 
22 Nis 10:16 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Başarı, bir kısır dögüsüydü. Ne kadar kötülük yaparsan o kadar güçlenirdin. Ne kadar güçlenirsen o kadar kötülük yapabilirdin.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 159 - e Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 159 - e Yayınları)
Black 
17 Haz 16:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir gün papazın yaşlı bir adama söylediklerini duydum.
Ben de, insanın ne kadar dua okursa, o kadar rahat edip bağışlanacağını, bu duaların gündelik hayatta etkisini hemen gösterdiğini aklımda tuttum. İnsan Tanrısına ne kadar yakarırsa hayatı o kadar rahat, ne kadar az yakarırsa o kadar acımasız ve zor geçiyordu.
Bu sözlerle, yeryüzünü yöneten kurallar büyük bir açıklıkla beliriverdi karşımda.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 99 - E yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 99 - E yayınları)
Yeliznd 
08 Tem 16:53 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

..."Dünya her yerde birdi nasılsa. Hayvanlar ve bitkiler gibi insanlar birbirlerinden ayrılıyordu şüphesiz"...

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 47)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 47)

İnsan olmak büyük bir başarı, nemli bir aşamadır. Herkes, kavgasını içinde taşır. Bunu benimsemek kendi yasalarına göre tek başına kazanmak ya da kaybetmek zorundadır.

Boyalı Kuş, Jerzy KosinskiBoyalı Kuş, Jerzy Kosinski
Emre Ö. 
28 Eki 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Köylülere göre, Yahudiler'in yakıldığı fırınlardan çıkan dumanlar gökyüzüne dimdik yükselip Tanrı'nm ayakları altında yumuşacık bir halı oluyordu. Oğlunun ölümüne üzülen Tanrı'yı avutmak için, gerçekten bu kadar Yahudiyi kurban etmek gerekli mi, diyordum kendi kendime. Belki yeryüzü yakında kocaman bir yangın yeri olacaktı. Papaz, bütün insanların bir gün öleceğini, hiçlikten gelip hiçliğe döneceklerini söylememiş miydi?

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 113 - E Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 113 - E Yayınları)
Özgür Şafak 
18 Nis 18:01 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Marta'nın yılan gibi deri değiştirip, neden yeni bir hayata başlamadığını düşünüyordum.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 15 - e Yayınları)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 15 - e Yayınları)
serpil kavak 
04 Nis 23:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ne kadar ünlü olursa olsun, kendi kendine yasardi insan.

Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 210)Boyalı Kuş, Jerzy Kosinski (Sayfa 210)

Kitapla ilgili 1 Haber

Nazi Zulmünden New York Sosyetesine Bir Boyalı Kuş
Nazi Zulmünden New York Sosyetesine Bir Boyalı Kuş "Gerçek olan, insanın kendi yolunu kendi eliyle çizdiği, geleceğinin tek hakimi olduğuydu. Herkes aynı ölçüde önemliydi. Her şeyden önce de eyleminin yönünü ve amacını bilmeliydi insan. Eyleminin yalnız kendini bağladığına inanan, büyük bir yanlışlığa düşerdi. Bir araya gelen eylemler, yavaş yavaş toplumu kurarlardı." J. Kosinski/Boyalı Kuş