Olaylara bizzat şahit olmuşçasına hayretimi zorlayan,Kosinski'nin girdapsız ve helezonsuz anlatımıyla birlikte,insanın insanlık sınırlarına geri dönüşü olmayan deneyimler yaşatan kurguydu elbette.Bir çocuğun gözüyle anlatım yerini bulmamıştı diyen arkadaşlara,o masumiyeti,şaşkınlığı ve dehşeti derinden hissettim diyebilirim.Ve hattâ belki bu yaşananların bir kısmının bizzat yazarın bilinçaltından gelen gerçek öğelerle kaleme alındığı o kadar aşikâr ki,biyografisi hakkında biraz fikri olan herkesin iliklerine kadar hissedeceği bir hakikât bu.
Zorlukla okunan ilk ve orta bölümleri hazmetmek, kitap okunduktan yıllar sonra dâhi mümkün olmayacak sanıyorum.En unutulmaz yanı da, dimağımızı kanatan sahnelerin bizzat yaşanmış olması ihtimali.
Köylerde sözüm ona,yaşamlarını sürdürmeye çalışan köylülerin,ne türlü bir toplumsal cinnetin içinde olduklarını,hurafelerin ve yortuların esir ettiği ruhlarının,ne denli büyük bir bunalımla kavrulduğunu anlatan satırları okudukça, nefes alıp vermekte güçlük çekeceksiniz...Bir de bu korkunç vahşete maruz kalan çocuğun henüz 6 yaşında olduğu düşünülürse,içinize bir düğümün kök salacağından emin olabilirsiniz.
'Şeytanla yapılan anlaşma' dendiğinde bir çocuk bundan ne anlarsa,hepsini bulabilirsiniz...
Kitapta betimlenen 'Boyalı Kuş',insanlar arasında -her ne cihetle olursa olsun -farklılık gözeten kirli nazarla yağmalanan masumiyeti,bir ok gibi vicdanlarımıza
saplıyor.
Asıl hezimette burada başlıyor,bizden olmayanın efendisi,bizden olanın kayıtsız şartsız destekçisi olduğumuz körlük noktasında...
Hani kitabın içine "gölge özne" gibi sızdığımız ,bulunduğumuz mekanı ve zamanı hiç yokmuşcasına alaşağı eden büyülü eserler vardır.Büyü dediysem Olga'nın, insanın 'şifalı otlar'a bakış açısını kökünden söküp atan deliliklerinin yanında, bir