"Otomatik Portakal", okuyucuyu ahlaki bir ikilemin tam ortasına fırlatan, rahatsız edici bir başyapıt. Kitap, gecelerini "Nadsat" adını verdiği kendi argosuyla konuşarak "ultra-şiddet" ile geçiren Alex'in hikâyesini anlatıyor.
Burgess'in dehası, şiddetin kendisini göstermekten çok, şiddete verilen toplumsal tepkiyi sorgulamakta yatıyor.
Alex yakalanıp hapse girdiğinde, devlet onu "iyileştirmek" için Ludovico Tekniği'ni kullanır. Bu teknik, Alex'i şiddet düşüncesine bile fiziksel olarak dayanamayan, iradesi elinden alınmış bir "otomatik" makineye dönüştürür.
Kitabın sorduğu sarsıcı soru şudur: Kötülüğü seçme hakkı elinden alınmış birinin "iyi" olması bir erdem midir, yoksa sadece bir programlama mıdır?
"Otomatik Portakal", özgür iradenin, toplum düzeninden daha mı değerli olduğunu sorgulatan, okuması zor ama unutulması imkânsız bir distopya. Toplumsal ikiyüzlülüğe ve "iyilik" kavramına atılmış sert bir tokat.