8/10
·480 syf.··
2025 101. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 21:55
Çok farklı bir metin. “Ölü oldukları halde bizi aydınlatan yıldızlar gibi aynı şeyin birleştirdiği bir canlılar ve ölüler alayı sayılırız; bizi birleştiren yıkım ve savaş.” diyor Agustün Fernandez Mallo ve bu tek cümle romanı çok iyi özetliyor. (s. 258). Dünyanın farklı yerlerinde farklı zamanlarda yaşanan insanlık dramlarına bir bütün olarak yaklaşmış, hatta bunlara günlük yaşamda kabullendiğimiz, modern hayatın gayri insani yanlarını da dahil etmiş zira illa büyük kıyım ya da kayıplar şart değil, daha gündelik acılarda da buluşuyoruz insanlık olarak. Kitabın sonlarına kadar bu temada birleşen, birbirinden bağımsız üç hikaye okuyacağımı sanıyordum, yanılmışım. Metnin güzelliklerinden biri bu bence. Üçüncü ve son bölümde yazar müthiş bir biçimde bağlamış bu bölümleri birbirine. İlk bölümde, İspanya’nın San Simon Adası’na bir iş seyahatine giden bir iletişim uzmanının, bir önceki yüzyılın ilk yarısındaki acılarla yüzleşmesini okuyoruz. Franco döneminde siyasi suçluların sürgüne gönderildikleri, rejimin toplama kampı olarak kullandığı bir yer burası. Bu bölüm oldukça Sevaldvari. Adayı ve adada yaşananları adım adım çözmeye çalışırken tıpkı Sebald gibi fotoğrafları, özellikle mekanların foroğraflarını da kullanan yazar ve yine Sebald gibi atmosfer yaratma konusunda çok, çok başarılı. Mekanların ruhuna sinen kasveti, hüznü iliklerinize kadar hissediyorsunuz, atmosferin ağırlığı üzerinize çöküyor. Zaman zaman da çok tekinsiz, tüyler ürpertici bir hal alıyor. Dümdüz bir kurgu tercih etmeyen yazar, okuru biraz farklı düşünmeye de davet ediyor; kimi yerlerde gerçeküstü unsurlar giriyor devreye, buralar rüya/kâbus mu, insanlık dramlarından payını almış, iyileşememiş bir zihnin sayıklamaları mı diye merakla okuyorsunuz. İkinci bölümde ABD’de yaşayan, Vietnam Savaşı’na da katılmış eski bir astronotun ağzından Amerika’nın müdahil olduğu savaşlara ya da dünyanın başına açtığı işlere gidiyoruz. Afganistan ve Irak savaşlarına da değiniliyor burada, Amerikan rüyasının ve demokrasisinin eleştirisi de yapılıyor. Ama kurgu yine çok çılgın, astronotumuzun anlattığının ne kadarı doğru olabilir bilemiyorsunuz, keza bir süre sonra yine gerçeküstü bir yere evriliyor hikaye. Son bölümde, Normandiya’da İkinci Dünya Savaşı’nın izlerinin peşine düşen bir kadın yazarın anlatısı var, ki bu bölüm Sebald’in “Satürn’ün Halkaları” kitabına çok benziyor. Bu bölümde hem hikayeleri ve karakterleri birbirine çok güzel bağlıyor yazar hem de gerçeküstü unsurları ne kadar yerinde kullandığını gösteriyor ve bunlara bir olası açıklama daha getiriyor. Sebald tarzıyla zihni, hayal gücünü zorlayan unsurları bir araya getirip kendine has bir kurgu ortaya çıkarmış Mallo, çok da güzel olmuş. Kurgunun ‘çılgın’ kısımlarıyla farklı coğrafya ve zaman dilimlerinden insanların aslında nasıl akla hayale gelmeyecek şekilde bağlantılı olduğunu gösterirken, bu bağlantılara kâh bir nesnenin kâh doğanın dahil olabileceğini göstermiş, ki bu açıdan biraz Daniel Mason’ın “Kuzey Ormanları”nı biraz “Bulut Atlası”nı anımsatsa da dediğim gibi Hallo’nun tarzı gayet orijinal. İkinci bölümde biraz ilgim dağılsa da genel olarak beğendim. Savaş ve yıkım konusunda çok şey okuduk, izledik ama sahiden farklı bir kurgu arayanlara kesinlikle tavsiye ederim. Hatta konusundan bağımsız, sırf kurgunun sınırları, yazım tekniği açısından da okunur.
Savaş ÜçlemesiAgustin Fernandez Mallo · Livera Yayınevi · 20255 okunma
·
2.433 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.