·536 syf.····Okunma: 21 Ekim 2025 00:00 Saçmalığın, kokuşmuşluğun, hiçliğin içine atıyor bizi Hakan Günday. Hayata farklı bir bakış açısıyla bakıp varoluşsal sancılar yaşayan iki karakterle yolculuğa çıkıyoruz. İsimleri gibi birbirine çok benzeyen iki karakter: Kinyas ve Kayra. Kendilerine olan saygınlıklarını yitirmiş, Kayra'nın deyişiyle kalpleri nasırlaşmış, vicdansız iki insan. İnsanların neden hayattan bir beklentisi olduğunu merak eden Kayra ve yine insanların altı milyarlık gaz odası için “seyredene iyi bir gösteri” dediği, gösteri devam etsin diye onun için ölüp doğduğumuz bir safsata olarak gördüğü dünyada yol alıyorlar.
Uzun ve bir o kadar da zorlayıcı bir okumaydı benim için. Zaman zaman hak verip, zaman zaman yerdiğim; “bu kadar da olmaz” dediğim yerler oldu. Hakan Günday, din ve tanrı tasavvurlarına farklı bakış açılarıyla yaklaşıyor. Hayata yüklediğimiz mananın, gayenin ne olduğunu sorgulatıyor. İnandığımız dogmaların ne derecede akla yatkın olduğunu düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Benim açımdan en önemlisi, hayatta anlamın, hayata verdiğimiz mananın ne derecede önemli olduğu. Roman boyunca, gerçekten istediğimiz bir hayatı mı sürdürdüğümüzü yoksa istemesek de öyle görünmeye zorlandığımız bir hayat mı yaşadığımızı düşünmemi sağladı.
Belki içimde de Kinyas ve Kayra’dan bir parça vardır; belki de varlığı reddedecek kadar cesaretim olmadığından yaşamayı taklit ediyorumdur. Kim bilir...
-Kayra: “Her şey saçma, Kinyas. Yaşamak da, ölmek de, sevmek de. Hepsi birer kandırmaca.”
-Kinyas: “Belki haklısın. Ama ben artık bu saçmalığın içinde yaşamak istemiyorum. Hiçbir şeyin anlamı kalmadıysa, ben en azından nedenini aramak istiyorum.”
İlham dolu ve sorgulayıcı okumalar dilerim