·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ekim 2025 00:29 Bahçıvan ve Ölüm
Bahçıvan ve Ölüm bir kitabın ötesinde sanki insanın kendi içine kazılmış bir bahçeyi yeniden kazması gibi. Her sayfasında ölümle sessizlikle bedenin çürüyüşüyle ve belleğin kırılganlığıyla yüzleşiyorsun ama tuhaf bir biçimde bu yüzleşme acıtmıyor aksine yavaşça kabullenmeye anlamaya hatta sevmeye dönüşüyor.
Kitabı okurken sık sık nefesimin farkına vardım.
Bir hastane odasının kokusu bir bahçenin nemli toprağı bir babanın son nefesindeki sessizlik… Hepsi içimde bir yankı bıraktı. Gospodinov bu kelimeleri bize bırakan bahçıvan ölümü öyle doğal bir yerden anlatıyor ki insan bir noktadan sonra ölümle kavga etmeyi bırakıp onunla aynı masada çay içmeyi öğreniyor. Bir yandan babanın sessiz çöküşü var. Bir yandan çocuğun gözünden çaresizliğin sabırla karıştığı anlar. Bir bulmacayı çözerken ölüm yoktur diyor bir yerde ve ben o satırda durdum. Çünkü belki de gerçekten ölüm meşgul olmadığımız anlarda bizi yakalıyor. Babasının son günlerinde bile onun kelimelerini elyazılarını hatta eksik kalmış bulmacalarını saklayan birinin inceliği işte tam orada insanın kalbine sessiz bir saygı yerleşiyor.
Bu kitapta ölüm bir son değil bir biçim değişikliği. Toprağın altında çürüyen bir soğanın baharda yeniden filiz vermesi gibi.
Bahçıvanın elleriyle dokunduğu her yer yaşamı da ölümü de aynı anda taşıyor ve biz okurken fark ediyoruz aslında her ölüm birinin ellerinde yeşermeye devam ediyor. Okurken sayfalar arasında nefes almayı unuttum bazen.
Bazen bir cümlede gözlerim doldu bazen bir kelimenin içinde kendi babamın sesini duydum. O kadar sade o kadar dürüst bir anlatı ki hiçbir süs yok hiçbir gösteriş yok. Sadece insanın en çıplak hali var sevmek kaybetmek kabullenmek. Belki de bu yüzden bu kitap ölümden değil yaşamdan söz ediyor.
Kederden değil kalmanın ağırlığından.
Ve her satırda o bahçıvan gibi biz de toprağı kazıp içimizdeki ölü kökleri buluyoruz.
Bazen bir kelimenin altına eğilip bir anıyı çıkarıyoruz bazen sessizce bir taşın yanına oturup nefesimizi dinliyoruz.
Çünkü ölüm bu kitapta korkutucu değil sadece tanıdık bir misafir.
Benim için Bahçıvan ve Ölüm zamanın hafızanın bedenin ve sevginin en kırılgan sınırlarında gezinen bir anlatıydı.
Yavaş yavaş usul usul ilerleyen bir kitap.
Ne hızla okunuyor ne de hemen unutuluyor.
Okudukça büyüyor büyüdükçe susuyor gibi.
Son sayfayı kapattığımda bir sessizlik çöktü içime ama o sessizlikte yaşam vardı.
Ve düşündüm belki de en büyük bahçecilik bir ölümü sevmeyi öğrenmektir.
Bu kitabı yazdığı için yazara kalpten teşekkür ediyorum.
Böylesine kıymetli bir kitap her cümlesiyle insana sabrı kabullenişi ve sevmenin inceliğini hatırlatıyor. Okuyacak olanlara sadece şunu diyebilirim bu sayfalar aceleyle geçilecek satırlar değil. Her biri bir nefes kadar durulmayı hak ediyor.
Hiç bitsin istemediğim sayfalardı.
Her kelimesiyle biraz daha yaşadım biraz daha öldüm.