Bu kitap bana sadece masalların büyüsünü değil, o büyünün altına gizlenen toplumsal kodları da gösterdi. Melek Özlem Sezer, masalları eline alıp sanki içindeki tozu silkeliyor; “kadın” ve “erkek” rollerinin nasıl yüzyıllardır tekrarlandığını, bize nasıl öğretilmiş bir masal dünyası kurulduğunu anlatıyor.
Okudukça fark ettim ki, masallar yalnızca cinsiyet rollerini değil, cinselliğe dair algılarımızı da şekillendiriyor. Kadın bedeni çoğu zaman sessiz, utangaç, korunması gereken bir varlık gibi anlatılırken; erkek figür aktif, güçlü, hatta “hak sahibi” konumda. Bu fark bazen öyle incelikle işleniyor ki çocukken fark etmiyorsun ama büyüyünce o kalıpların içinde sıkıştığını hissediyorsun.
Melek Özlem Sezer’in dili ise tam burada büyülüyor insanı. Akademik bir soğuklukla değil, içten, şiirsel ama aynı zamanda keskin bir kalemle yazıyor. Sanki bir masal anlatıcısı gibi yumuşak başlıyor cümlelerine ama her paragrafın sonunda seni bir ayna karşısında bırakıyor. Kimi yerlerde edebi bir incelik, kimi yerlerde sade bir öfke var — ama her satırında farkındalık var.
Sezer’in en güçlü yanı, “cinsellik” gibi çoğu zaman tabu sayılan bir konuyu masallar üzerinden ele alırken utanmadan ve utandırmadan yazabilmesi. Kadının bedeniyle, sesiyle, arzularıyla yeniden buluşmasını sağlıyor. Bunu yaparken de ne öğretici ne didaktik — sadece insana dokunan bir anlatıcı gibi.
Hiçbir kızımızın prens tarafından kurtarılmaya ve hiçbir erkek çocuğumuzun da birini kurtarmaya ihtiyacı yok. Masallar ve Toplumsal CinsiyetMelek Özlem Sezer