Kavanozda yaşamış olanların beğendiği Oshosp
1/10
·224 syf.··
2025 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 00:00
Bizdeki tarikatların da taktiği şudur ki: Birçok doğru şey söylersiniz, kimsenin itiraz edemeyeceği ve de hayatın gariplikleri olarak görülebilecek şeylere dikkat çekersiniz; sonra araya kendi zehirli fikrinizi salarsınız. Örneğin, "hepimiz öleceğiz!" gibi bir temayı sayfalarca, cümlelerce işler ve de işlersiniz. Bunlar okuyucuyu veya dinleyiciyi kıvama getirir. Sonra da dersiniz ki, "bilmeyi, öğrenmeyi, deneylemeyi, deneyimlemeyi boşverin; para biriktirmeyi boşverin vs. vs..." Ben de, bu ölüm teması üzerinde upuzuuun konuştuktan sonra, gözüme güzel görünen herkesi öpebilmek için toplumdan izin isteyebilirim. İnanır mısınız yeterince uzun konuşursam, toplumda buna izin verilmesi gerektiğini savunan bir zümre oluşturabilirim. İşte Osho'nun olayı bu... Osshocuğu kişisiyle ilgili daha önce Sezgi 'ye yaptığım incelemeyi buraya bırakıyorum. #285008180 ->Orada söylediğim her şey geçerli. Bu incelemede ek olarak, (incelememin giriş kısmını saymazsak) iki konuya daha değineceğim. Bu konuların ardından, kitaptan seçtiğim bazı alıntılara cevap vereceğim. Aslında kitaptaki her cümleye, her satıra cevap vermek istiyorum ama Sezgi'ye yaptığım incelemede olduğu gibi harf sınırını aşmak istemiyorum. Konulardan biri şu ki; yazar, '...izm'lere karşı olduğunu sık sık dile getiriyor. Ama aslında kendisi de bir 'izm' ortaya koyuyor. Hiç değilse, 'izm karşılığı-izm' olacaktır bu. Çünkü ortaya bir sistem karşıtlığı koyduğunuzda bile bir sistem ortaya koymuş olursunuz. Böyle olmayan bir durumda ise, sadece, 'belirsiz konuşmuş' olursunuz. İşte yazar da zaman zaman bir başka -izm oluştururken zaman zaman da sadece belirsiz şeylerden bahsediyor. Bu şekilde herkes bir fikir savunabilir, herkes bir kitap yazabilir, herkes gerçeği-doğruyu bulduğunu iddia edebilir. Sonuçta herkesin kendi yolunu kendi çizeceği konusuna varıyor aslında yazar. Ben de buna katılıyorum. Ama bunu, bilimi-bilmeyi, zihni küçümsyerek, yalnız "içinizle" yapacağınız gibi bir zırva içinde yapıyor. Ki yine, Sezgi'ye yaptığım incelemede söylediğim gibi, yazarın içimiz diye bahsettiği şey de zihnin bir kısmıdır. Oysa bence insan bir sentezdir. Dünyada meydana gelen şeyleri kabul etmelisiniz, bunlara hazır olmalısınız. Bir şeyleri yadsıya yadsıya ancak "tembel" olursunuz. Bahsettiğim bu tembellik size bir cahil mutluluğu veriyor olabilir. Osho ve destekçileri böyle bir mutluluğu tattıkları için diğer mutluluk çeşitlerini hor görüyor olabilirler. Bu kimseyi ilgilendirmiyor diye düşünüyorum. Bir başka konu; yazar, zaman zaman (ben de dahil) ateistlerin hoşuna gidecek bir sürü şey söyleyip sonra birden, "Tanrı vardır!" diye haykırıyor. Buna tek argüman ise 'içinin öyle söylemesi' imiş... Peki! Ne diyelim... Yalnızca, o coşkunluğu yaşayan insanların sesleri çok çıktığı için, bir sürü insanın da içinin 'tanrının yok, yopyok' olduğunu söylediği gerçeğini yok saymak istiyorsa, öyle yapsın. **Şimdi kitaptan seçme alıntılarım ve cevaplarım olacak... -- "Eğer cesur değilsen samimi olamazsın. Eğer cesur değilsen sevemezsin. Eğer cesur değilsen güvenemezsin. Eğer cesur değilsen, gerçeğin peşine düşemezsin. O yüzden önce cesaret gelir. Ve diğer her şey onu izler. " ++ Cevap: Cesaret burada bağımsız, yekpare bir kavram olarak alnıyor. Oysa "hangi konuda?" diye sormamız gerekir. Konuya bağlı olarak cesaret çeşitlenebilir. Hep olumlu bir açıdan bakıyoruz bu kavrama ama olumsuzu, tercih edilmesi gereken de oabilir. Örneğin sevgide cesur olmak, hemen sevmek gibi anlaşılıyor ama belki de sevginizi ölçüp tartmak, pek çok elekten geçirmek çok daha cesurcadır. Burada çok da göreceli bir kavramdan bahsettiğimizi görüyoruz. O yüzden, cesur olmazsak sevemeyeceğimizin söylenmesine ben de cevap olarak, belki de cesur olursak sevemeyeceğimizi söyleyeceğim. -- "Emin olduğunu söylediğin an, ölümünü ilan etmiş olur, intihar etmiş olursun." -- "Ölüm kapını çaldığı zaman bütün emin olduğun şeyler saçma ve aptalca gelecektir. Hiçbir kesinliğe yapışma. Hayat belirsizdir, hayatın doğası belirsizliktir. Zeki bir insan her zaman emin olmadan kalır. Bu belirsizlik halinde kalmaya hazır olmanın ta kendisi cesarettir. Belirsizlik içinde kalmaya hazır olmak güvenmektir. Zeki bir insan, durum ne olursa olsun, tetikte olan ve tüm kalbiyle karşılık veren insandır. Ne olacağını bildiğinden değil, "Bunu yaparsan şu olur" tavrında değil. Hayat bir bilim değil. O bir neden-sonuç zinciri değil. Suyu yüz dereceye kadar ısıt buharlaşsın; bu kesindir. Ama gerçek hayatta hiçbir şey böyle kesin değildir." ++ Cevap: Bunlara katılıyorum. Yazarın, pek çok karşı çıkılması zor şey söyleyip fark ettirmeden kendi zehrini saldığını söylemiştim. Ben bu tuzağa düşmedim hocam... -- "Hayat bin bir belirsizlikle dolu bir şekilde akmaya devam eder. Bu onun özgürlüğüdür. Buna güvencesizlik deme." ++ Cevap: Güvencesiz hissediyorsak 'güvencesiz' diyebiliriz bence. Özgürlük kavramı ile güvende hissetmeme duygusunu ilintilemek, çok tehlikeli bir yaklaşım. Adrenalin bağımlıları bu şekilde hayatlarını kaybediyorlar. Bence daha ötesi yok. İnsan, özgürleştikçe güven duygusu artacaktır; tam tersi, yani güvensiz davrandıkça özgürleşmesi aşırılıktır. Yazar, 'öyle deme' derken, 'öyle hissetme' demek istiyorsa, bu daha da büyük fecaat! Çünkü hislerinizi kontrol etmeniz oldukça zordur. Zaten bu yüzden, ismi 'his'tir. Ayrıca kimileri belirsizlik hissini sever, kimileri sevmez... Kişilere mutluluk yolu sunduğunu söyleyen bu gibi insanlar, kişisel farklılıkları gerçekten "sezemiyorlar..." -- "Başlangıçta korkak ile cesur insan arasında pek bir fark yoktur. Aradaki tek fark: Korkak korkularını dinler ve onları izler. Cesur ise korkularını bir kenara koyup, ileri adım atar. Cesur insan, bütün korkularına rağmen bilinmeyene adım atandır. Cesaret, bütün korkulara rağmen bilinmeyene adım atmaktır." ++ Cevap: Muğlak bir tanıma, salakça bir tarif... Başta cesaret ile ilgili söylediğim şeyleri tekrar ettim sayın. -- "Büyük bir fırtına geliyor ve dev ağaçlar devriliyor. Charles Darwin'e göre onlar hayatta kalmalı; çünkü onlar, en iyi uyum sağlamış, en güçlü, en kuvvetlidir. Yaşlı bir ağaca bak. Yüz metre yüksekliğinde, üç bin yaşında. Ağacın varlığı bile güç yaratıyor, dayanıklılık ve kudret duygusu veriyor. Milyonlarca kök toprağın derinliklerine yayılmış durumda. Ve ağaç büyük bir ihtişamla ayakta duruyor. Ağaç tabii ki mücadele ediyor, teslim olmak istemiyor. Ama fırtınadan sonra devrilmiştir. Ölmüştür. Artık yaşamamaktadır. Bütün gücü kaybolup gitmiştir. Fırtına fazlasıyla güçlüydü. Fırtına her zaman daha güçlüdür. Çünkü fırtına bütünden gelir. Ağaç ise bir bireydir. Sonra, küçük bitkiler ve sıradan otlar vardır. Fırtına geldiği zaman otlar eğilir ve fırtına ona bir zarar veremez. En fazla üstünü temizler; hepsi bu. Üzerinde birikmiş olan tozları süpürür. Fırtına onu bir güzel yıkayıp temizler. Ama fırtına dindikten sonra, küçük bitkiler ve otlar yine dikilirler. Bir otun neredeyse hiç kökü yoktur. Küçük bir çocuk tarafından bile sökülebilir. Ama fırtına yenilmiştir. Ne oldu? Otlar Tao'nun yolunu izlemiştir; Lao Tzu'nun yolunu. Ve büyük ağaç ise Charles Darwin'i izledi. Büyük ağaç çok mantıklıydı: Direnmeye çalıştı, gücünü göstermeye çalıştı." ++ Cevap: Darwin'i ve 'Doğal Seçilim'i hiç anlamamış Oshosp... Büyük, yaşlı ağaç yıkılmaz, demiyor ki Darwin. Şartlara uyum sağlayan hayatta kalıp genlerini aktarır. Oshosp'un kendi verdiği örnek de buna bir örnektir... -- "Birçok kere yanlış yola sapınca, insan yanlış yola sapmamayı öğrenir. Pek çok hata yaparak insan hatanın ne olduğunu öğrenir ve nasıl yapmayacağını görür. Hatanın ne olduğunu bilerek insan gerçeğe daha fazla yaklaşır. Bu bireysel bir keşiftir; başkalarının vardığı sonuçlara güvenemezsin." ++ Cevap: Yine kimsenin karşı çıkmayacağı şeyler söyleyip söyleyip aradan zehri veriyor... -- "SEN ZİHİNSİZ OLARAK DOĞDUN. Bunun kalbinin en derin noktasına kadar inmesine izin ver; çünkü bu sayede bir kapı açılır. Eğer zihinsiz doğduysan, o zaman zihin sadece toplumsal bir üründür. Doğal bir şey değil; türetilmiştir. O senin üzerine monte edilmiştir. Kalbinin derinliklerinde hâlâ özgürsün; bundan kurtulabilirsin. İnsan doğanın dışına çıkamaz; ama suni bir şeyden kararını verdiğin an kurtulursun." ++ Cevap: Boş bir konuşma. Zihinsiz doğdun zihin yalan öyle mi; kıyafetsiz doğduk, çıplak gezek o zaman! Yahu bu cümleleri kurabilmen bile toplumsal deneyimlerin bir ürünü zaten. İnsan denen hayvanın beyin evriminden ayrı tutacağınız böyle zırvalar bile bu gelişimin ürünü... -- "Dünyadaki bütün entelektüeller bunu söyler: "Hayat anlamsızdır" derler. Hayat onlara anlamsız gelir. Çünkü kör akılla ışığı görmeye çalışırlar. Bu imkansızdır." ++ Cevap: Hayır öyle demezler! 'Hayatın BELİRLİ bir anlamı yoktur' derler. Hayatın anlamı, herkesin kendisine bağlıdır. Herkes kendine göre hayatını anlamlandırabilir. Bu illa ki, mistik şeylerle olacak değildir. Bazı insanlar için anlamsızlık bile hayatın bir anlamı olabilir... -- "Hayat, ancak tehlikeli yaşanır; onu yaşamanın başka bir yolu yoktur. Ancak tehlike sayesinde hayat olgunlaşmayı ve gelişmeyi sağlar. İnsanın maceraperest olması gerekir; her zaman bilinmeyen için bilineni riske atmaya hazır olmalıdır. Ve insan, özgürlüğün ve korkusuzluğun tadını alınca, asla pişmanlık duymaz; çünkü artık en üst düzeyde yaşamanın ne demek olduğunu öğrenmiştir. İnsan ondan sonra yaşamının meşalesini her iki uçtan yakmanın ne anlama geldiğini bilir. Ve o yoğunluğu tek bir an hissetmek bile, sonsuza dek sıradan yaşamaktan çok daha tatmin edicidir." ++ Cevap: Yine yukarıda söylediğim gibi, boş boş adrenalin bağımlısı tetikleyici laflar... Yahu kimi insan planlı, programlı, rutin hayattan hoşlanır. Arada bir rutinin dışında bisiklete binmek gibi basit bir etkinlik yapar ve bu ona ARADA BİR YAPTIĞI İÇİN aşırı mutluluk verir. Gerçekten hayatın ve insanların çok yönlülüğünü göremeyen insanlar böyle kanaat önderi gibi kitaplar yazıyor ya, saçmalık! -- "İç sesin kendi geçerliliği vardır. Ancak bilimsel şartlanma nedeniyle insanlar kendi iç seslerine güvenlerini kaybetmiştir. Başkalarına bağımlıdırlar. Başkalarına o kadar bağımlısın ki, eğer biri "Ne kadar mutlu görünüyorsun!" derse, kendini mutlu hissetmeye başlıyorsun. Eğer yirmi kişi seni mutsuz etmeye karar verirse, seni mutsuz edebilirler. Bütün bir gün aynı şeyi söylemeleri yeter. Ne zaman onlardan biriyle karşılaşsan, sana "Çok mutsuz, çok üzgün görünüyorsun. Sorun nedir? Yoksa biri mi öldü?" deseler, hemen şüphelenmeye başlarsın: Eğer bu kadar insan mutsuz olduğunu söylüyorsa, öyle olmalısın." ++ Cevap: Tam tersi kanka salak insan senin dediğin gibi düşünür. Mantıklı insan, insanların çeşit çeşit olabildiğini, bazen hissettiği gibi görünemeyebildiğini bilir. -- "Vivekananda, Ramakrishna'ya gitti ve "Tanrı yoktur! Bunu ispat edebilirim. Tanrı yoktur!" dedi. Çok mantıklı, çok kuşkucu biriydi. Batı felsefesi ekolünde çok iyi bir eğitim almıştı. Ramakrishna ise eğitimsiz, okur yazar olmayan biriydi. Vivekananda'ya, "Peki, ispat et bakalım!" dedi. Vivekananda uzun uzun konuştu, bütün kanıtlarını ortaya döktü. Ramakrishna dinledi ve sonunda konuştu: "Ama benim iç sesim Tanrının olduğunu söylüyor. Bu konuda son hükmü verecek olan da odur. Senin bütün söylediklerin bir tezden ibaret. Senin iç sesin ne diyor?" " ++ Cevap: İç ses de zihinsel bir olgudur ve deneyimlerle gelişir. -- "Tanrı zaten hükmünü vermiştir. Bu, gelecekte olacak bir şey değildir, zaten olmuştur: O yargısını çoktan vermiştir. O yüzden bu yargının korkusu bile ortadan kaybolur. Kıyamet Gününde bir yargılama söz konusu değildir. Korkmana gerek yok. Kıyamet ilk günden koptu; seni yarattığı an o zaten hükmünü vermişti. Seni tanıyor, sen onun yarattığı bir varlıksın. Eğer sende bir şey ters giderse, sorumlusu O olur, sen değil. Eğer yanlış yola saparsan sorumlusu O, sen değil. Sen nasıl sorumlu olabilirsin? Sen kendini yaratmadın ki! Eğer resim yaparken bir şey yanlış giderse, bunun sorumlusunun resim olduğunu söyleyemezsin! Sorumlusu ressamdır. O yüzden kalabalıktan, ya da dünyanın sonu geldiğinde ne yapıp yapmadığına dair hesap soracak hayali bir Tanrı'dan korkmana gerek yok. O zaten hükmünü verdi... Bu çok önemli. Hüküm çoktan verildiği için zaten özgürsün. Ve insan, kendi olma özgürlüğüne sahip olduğunu tam olarak idrak ettiği zaman hayatı devingen bir niteliğe bürünür." ++ Cevap: Yazar dinleri kötüledikten sonra, bu alıntıda, dinlerle paralel bir açıklama yapıyor. Bu kader algısı işte, dindar insanları her türlü saçmalığa razı edendir. Bu mantıkla ne bir şey yapmaya gerek vardır ne de bir fikri savunmaya... Ressam örneği de ne gülünç bir örnektir yahu: Şimdi, resmin irade sahibi olmadığını ama insanın bir irade ortaya koyabildiğini filan mı anlatalım, bebeğe laf anlatır gibi... PFFF İncelemem bitti. Okumaya değmeyecek birisiymiş. Başka herhangi bir kitabını merak etmiyorum.
CesaretOsho · ganj yayınları · 2015743 okunma
··
335 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.