Başlamadan önce küçük fun factler:
1. İlyada kelimesi, Eski Yunanca Ἰλιάς (Iliás) sözcüğünün Latinleştirilmiş biçimidir. Bu kelime, kök olarak Ἴλιος (Ílios) ya da varyantı Ἴλιον (Ílion), yani Truva kentinin Yunanca adı olan sözcükten gelir. Yunancada -ιάς (-iás) eki, bir yere veya kişiye aitlik, ilişki veya tematik bağlantı bildirir. (Aynı ek başka örneklerde de görülür: Ἀτθίς (Atthis) “Atina’ya dair”, Θηβαΐς (Thēbaïs), “Thebai (Tebai) hakkında” (örneğin Thebaid destanı).) Dolayısıyla biçimbilimsel olarak, Ἰλιάς = Ἴλιος (Truva) + -ιάς (aitlik eki). Anlamı ise “Truva’ya ait, Truva üzerine”dir.
Kelimenin tam çekimi:
Nominatif: Ἰλιάς
Genitif: Ἰλιάδος
Kök: Ἰλιάδ-
Antik Yunanca’da bu tür başlıklar genellikle epik şiirleri adlandırmak için kullanılır. “ἔπος (epos)” yani “şiir" ya da "destan” kelimesiyle birlikte düşünülür. Örneğin, Ἰλιάς ἔπος, “Truva destanı”, Ὀδύσσεια ἔπος, “Odysseus destanı.” Bu adlandırma biçimi, sonraki Latin ve İngiliz geleneğinde de korunmuştur (Aeneid, Thebaid, Argonautica gibi).
2. Iliad yalnızca bir yer adıyla ilişkilendirilmiş değildir. Epik türü temsil eden bir kelime hâline de gelmiştir. Filoloji ve klasik edebiyat bağlamında “iliadic” terimi, Homeros ’un İlyada’sına özgü üslup, dil, tema ve kahramanlık anlayışını tanımlamak için kullanılır. Dolayısıyla Iliad, teknik olarak hem toponimik (yer adından türetilmiş) hem de epik-narratif bir terimdir. Morfolojik olarak “İlion’a dair”, edebi tür olarak “Truva Savaşı’nı konu alan epik şiir” anlamına gelir. Bu da, Akhilleus’un Şarkısı adının fikir babasını Homeros yapar. Homeros'un şarkısı İlyada'dır. Patroklos'un ise (anlatıcı olduğu için), Achilles.
3. Eski Yunanca’da Patroklos adı, Πάτροκλος (Pátroklos) biçimindeydi ve iki unsurdan oluşuyordu: πατήρ (patḗr) “baba” + -κλῆς (-klês) “ün, şan”, yani “babasının şanı” anlamına gelmekte. Peki bu iki öğeyi ters çevirirsek ne olur? Κλεόπατρος (Kleópatros), yani bildiğimiz adıyla Kleopatra. Bu kez anlam, “babasının şanı” değil, “şanın babası” olur.
4. Sıkı durun bu sefer bomba gibi bir bilgi geliyor.
Achilles'in adı, Miken ürünü olan Linear B tabletlerinde geçiyor (aynı şekilde Perimedes, Idomeneus): A-ki-re-u. Bu da demek oluyor ki, kahramanımızın adı Miken Yunanları kadar eski.
Achilles adı ἄχος (áchos) “acı, keder, ızdırap” ve λαός (laós) “halk, insanlar” kelimelerinden türemiştir. Yani “Achilles” kelimesi aslında "halkın kederi” anlamına gelir.
Özür dilerim... İncelemeye geçiyorum.
1940 yılında, dört Fransız genç ve bir köpek, 16.000 yıl boyunca gizli kalmış bir mağaraya rastlamışlar. İçerideki duvarlar, insan ve hayvan çizimleriyle doluymuş. "Lascaux Mağaraları" adıyla anılan bu mağaralar halka açıldığında, hayatı boyunca tarzdan tarza geçmiş olan, hem modern hem klasik yöntemleri ustalıkla öğrenmiş olup, sonrasında hepsini kendini bir çocuk gibi resim yapmaya zorlamak üzere bir kenara atan, sürekli yeni ve benzersiz bir şey yaratmaya çalışan Picasso da mağaraları ziyarete gitmiş. Duvarlara çizilmiş tarih öncesi av sahnelerini incelerken, umutsuz bir ses tonuyla şu sözleri söylediği duyulmuş: “Biz hiçbir şey icat etmedik.”
İlyada, bir yazarın içinde, bu anlattığım olayla aynı derecede tevazu uyandıran, karmaşık, güzel ve saf bir eserdir. Savaş sahneleri, kanlı ve hızlı ilerleyen modern bir film gibi akar, ölümün şok edici varlığı sürekli hissedilir. Bazı okurlar, her bir kişinin ölümünden önce adının açıklanmasına, hatta geçmişinin anlatılmasına sinirlenebilir fakat bu, hem geleneğe, hem de esere belli bir ağırlık kazandırır. Her ölüm yeni bir sonuç doğurur. Ne zaman biri sahneye (zafere ya da ölüme yürümek için) çıksa, Homeros bize onu tanımamız, ortada dönüp duran savaş girdabında onu anlamamız ve Zeus’un ona biçtiği kaderi görmemizi mümkün kılar.
Hatırlıyorum, eserin psikolojik karmaşıklığı beni sık sık hayrete düşürmüştü, hâlâ öyledir. Homeros’un insanı temelde kusurlu ve kendi hayatını yönlendiremeyen bir varlık olarak tasviri, şaşırtıcı bir biçimde, varoluşçuluğu öngörür. Hem Truvalılara hem Akhalılara eşit bir bakış sunması, eserini Turold, Tasso ya da Milton gibi sonraki yazarların ahlakçı alegorilerinin çok, çok üstüne çıkarır. Tabii Homeros’un dünyası onlarınkinden farklıdır, kılıcın henüz "doğruluk" sembolüne dönüşmediği bir dünyadır bu. Homeros’ta iyi insanlar intikam almadan ölür, kötü insanlar maddi dünyada yükselir. Soylu imparatorluklar açgözlülükleri yüzünden yıkılır ve taze gençlerin cesetleri orada, burada kirletilir.
Kader ne iyileri, ne zayıfları, ne erdemlileri, ne de güçlüleri kayırır. Bazılarını şimdi, bazılarını gelecek için seçer. Sonunda hiç kimse ölümden kaçamaz. Homeros bazı insanları büyük, asil, iyi ve cesur olarak betimlemiş olsa da, bu insanlar bu idealleri vaat edilmiş bir cennet uğruna sürdürmezler, yalnızca oldukları kişi gibi davranırlar.
Yine Homeros'un, insanın kendi uğuruna yaşaması fakat yaptıkları için hiçbir hak talep etmemesi fikrinin altında arı bir dürüstlük yatar. Kaderin kontrol edilemez gücünü kabullenmiş bir felsefedir bu ve o karanlık sis gözlerimize indiğinde, hiçbir insan nereye gittiğini bilemeyecektir.
Homeros'tan sonra gelenler başka iddialarda bulunurlar. Doğrular ödüllendirilecektir, iyi insanların hayatı iyi, kötülerin hayatı kötü olacaktır. Binlerce yıl düşünmüş, yazmış, eylemişiz ve bunun sonucunda kazandığımız tek şey, gerçekte dayanaksız olsa da avunmamızı sağlayan idealler mi oldu yani? O hâlde Picasso yanılmıştı. Çünkü biz tek bir şey icat ettik ve o da kendi kendini harlayıp duran bir tatmin mekanizması.
The Iliad