·318 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Ekim 2025 09:18 ‘Yunanistan-Türkiye Nüfus Mübadelesi’, 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması’na ek olarak yapılan sözleşme uyarınca, bu 2 ülkenin kendi yurttaşlarını din esası üzerine tehcir ve zorunlu göçe tabi tutmuştur.
Yaşar Kemal, kitaptaki kahramanlar üzerinden bu durumu kurgulayarak Mübadele sonrası bir Ada’da yaşanmışlıkları anlatıyor.
‘Bir Ada Hikâyesi’ dörtlemesinin ilk kitabıdır. Savaş ve sürgünlerden sonra Yunanistan’a gönderilen Rumların boşalttığı Karınca Adasını (Rumca: Mirmingi’yi) konu alır. Ada’ya yıllar sonra gizlice geri dönen tek Rum Vasili’nin ve adaya ilk yerleşen İstiklâl Madalyalı Türk Poyraz Musa’nın burada yeni bir yaşam kurma çabalarını anlatıyor. Tabii Yaşar Kemal’in diliyle bu ada daha bir güzelleşiyor, onun tasvirleriyle adanın eşsiz doğasına tanık oluyorsunuz.
Yaşar Usta öyle bir kurgu oluşturmuş ki, kah Mübadeleye gidiyorsunuz, ama aynı zamanda yüzbaşı Poyraz Musa ile Allahuekber Dağlarında savaştığı Sarıkamış’a, kah Arabistan çöllerine, kah Mezopotamya’ya, sonra da Fırat ile Dicle Nehirlerine dolaşıyorsunuz. Bilhassa Sarıkamış askerlerinin yaşadıkları bahtsızlığı o kadar sert bir şekilde anlatmış ki, insan olmaktan utanır hale gelirsiniz.
Kitabın adı, ‘Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’ cümlesi ile yazar bir vicdan çağrısı yapmış, bir ağıt, bir kanayan yara. ‘Savaş, seni icat eden cennet görmesin’ sözüyle de savaşta olanları okudukça haykırıyorsunuz. Özellikle Yezidi Soykırımını anlatan bölüm, Yezidilere olan merakımı arttırdı.
Yaşar Kemal’in hikâyeciliğine zaten diyecek yok. Bir mübadele torunu olarak anlatılanlar bilindik olsa da, kitabı masal havasında keyifle okudum, onunla beraber diyar diyar gezdim.
Serinin diğer bölümlerini de okumak isterim. Okuyun siz de…