Gönderi

Puan vermedi·111 syf.··
2025 100. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2025 15:26
Doğanın uygar insan ile ilişkisi diğer hayvanların doğa ile ilişkisindeki gibi karşılıklı besleme ve dengelemeden ziyade dengesini bozup tüketme ikilemiyle biçimlenmiştir. İnsan, tarih öncesinde ve tarihin belli başlı dönemlerinde belli başlı uğraklarda (doğanın terbiye edici zoruyla) doğayla diğer hayvanlarınkinde olduğu gibi "doğal" ilişkilere girmiştir, ileride de girecektir. Uygar insan söz konusu olduğunda ise mesele, cangılın insanı ne kadar yutup cangıllaştırdığına karşın insanın cangılı ne kadar yutup insanlaştırdığının savaşıymış gibi görünüyor. Modern bilimsel devrim ve benzeri görülmemiş endüstriyel sıçrama, bir noktaya kadar insana doğayı yenmişlik, ona biçim verebilecek kudrete erişmişlik ve cangılı fethedip insanlaştırmışlık fikrini/hezeyanını vermiştir. Ancak doğanın bu hikayede bu tür normatif açıklamalarla bir ilgisi yoktur. Onun tek yaptığı doğa olmaktır. Ondan suyunu sömüretek aldığınızda yaptığı tek şey kendi akışı içinde kendi suyunu yeniden temin etmektir. Onun suyunu kirlettiğinizde aynı ilkeyle suyu temizlemer. Fosil yakıtını aldığınızda milyonlarca yıl içinde yarattığını milyonlarca yıl içinde yeniden yaratır. Havasını kirlettiğinizde milyonlarca yıl boyunca belli bir ölçü içinde sürdürdüğü (tarafınızdan tahrip edilmiş) düzenine kendi adımlarının hızıyla döner. Tüm bu sömürü ilişkisi boyunca doğa, doğalığını yapar. Sizin talepteki aciliyetinizi gözetmeksizin alldığınızı tekrar yerine koyar, onarır ve bunu yaparken nötrdür. Doğanın kendini onardığı hızdan daha hızlı bir şekilde onu tükettiğinde insana düşen ise sürekli daha az yakıt, temiz su, hava ve kaynaktır. "Cangıl"la arasında bir husumet varmış gibi ona yaklaşan insan bu nedenle "hezeyan" içindedir. Uygarlığın doğaya cephe almış doğası, kendi insani özünün, kendi varoluşsal çekirdeğinin düşmanı olan bir doğadır. Ve asli yaşam koşullarına yabancılaşmaktan başka birşey doğurmaz. Bu dikotomi, uygar insanın doğasının ayrılmaz bir parçası ise, ikilikteki uzlaşmazlığın çözümü taraftlardan birinin, diğerinin lehine yok oluşudur —kuvvetle muhtemel uygarlığın doğa lehine yok oluşu. Bunu, yaşanmaya başlayan su krizlerinde, fosil yakıt savaşlarında, nükleer yıkım senaryolarında, soluduğumuz havanın pisliğinde bizzat deneyimliyoruz. Bu deneyimimiz bizi düşündürüyor. Bilimsel merakımızı körüklediği gibi sanatımıza ilham oluyor. Graciliano Ramos'un Kıraç'ı, Luis Sepulveda'nın Aşk Romanları Okuyan Ihtiyar'ı, Jorge Amado'nun Sonsuz Toprakları, John Steinbenck'in Inci'si, Gazap Üzümleri bu ilhamla zuhur etmiş bir eserler. Kıraç farklı bir etki bıraktı. Doğrudan doğruya meselenin tam kalbine işaret ediyor. İşaret etmeyen her türlü detayı anlatımdan atıyor, önemsiz olana karşı bile isteye kör kalıyor. Zamanımızdan uzak olmayan bir zamanda kasabanın birinde kuraklık yaşanıyor. Toprak vermiyor. İnsanlar ölüyor. Bir aile göçebe yaşama, doğanın darbesiyle ilksel doğal insan uaşamına dönüyor. Su arıyorlar. Bir köpek, birkaç inek ve bir papağanla yol tepiyorlar. Köpekleri onlara yemeklik sıçan avlıyor. Yolda ilk ölen canlı uygarlığın lüks ve şımarıklığının ürünü olan papağan oluyor. Doğa uygarlığı ellerinden alıyor. Herşey doğallaşıyor. Çetrefilli ve süslü konuşamıyorlar. Kelimeler bile doğallaşıyor. Hileyi unutuyorlar. Karmaşık hesapları unutuyorlar. Herşey basitleşiyor. Herşey doğal dünyanın temel ikileminden ibaret hale geliyor. Yaşa ya da öl. İnsanlar doğanın tek bir darbesiyle mevsimlik göç eden kuşlara dönüşüyor, onları farkediyor, onlardan öğreniyor. Sonra doğa veriyor, yağmur yağıyor. Uygarlık için koşullar geri geliyor. Rahatlıyorlar. Yerleşiyorlar. Toprak, su, para, hile, tüfekle köpeği vurmak, kilisede ayin, bayram vb. Sonra yine kuraklık. Yine göçebelik. Çok kısa bir kitaba onu daha da kısaltarak bu kadar şey eklenilebileceğini düşünemezdim. Becerisi az konuşmasında.
Edebiyat
KıraçGraciliano Ramos · Can Yayınları · 198511 okunma
·
237 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.