Hayat
Hayatına böyle de devam edebilirdi. Alacakaranlık bir akşamüstü uzaklara doğru yürüyüp gitti. Vara vara küçük bir göl kenarına vardı. Okuduğu bir alıntıdan kalma fotoğrafın aynısı gibi bir yerdi burası şöyle yazıyordu ‘Hava, gün boyu süren telaşın ardından yavaşça serinlerken, günün son ışıkları, toprağa son bir öpücük konduruyordu. Bu an, sadece bir görsel şölen değil, aynı zamanda ruhu dinlendiren, içe dönük bir deneyimdi. Batmakta olan güneşin kızıllığı, tüm evreni bir battaniye gibi sararken, insana dinginliği ve doğanın muhteşem döngüsünü hatırlatıyordu.’ Hemen oracıkta yalnız bir taşın üzerindeki toz toprağı temizleyip oturdu. Saatler akşamın garipliğini, yalnızlığını bir bir tüketirken, gözlerini kızıllığı bitmekte olan bu eşsiz güzelliği izlemeye bıraktı. Her an bakışları yeni yeni harikalar üretiyordu. Tek tek bütün ağaçların yapraklarına bakıyordu. Her biri rüzgarla farklı bir ahenk oluşturmuş sesleniyor gibiydi. Bu anı gözlerini kapatıp içindeki en derin yere kadar hissediyordu.
diye devam ediyor (: