·360 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Şubat 2018 19:11 Hakan Gündayın kitapları toplumun karanlık yüzlerine ait hikayelerdir. Çünkü gecenin sessizliğinde yaşanan olayların, duyulmayan çığlıklarını duyurmayı üstlendiğini düşünüyorum. Özellikle yalnız çocukların, seçim şansı olmadan başladıkları hayatları ve zorlu yollarını ele alıyor. Bu nedenle de her kitabı okuyucuya çok dokunuyor. Dikkat: AZ kitabı da diğerleri gibi ilk sayfalardan itibaren bitene kadar kendine çekip, bağımlı okuyucuya dönüştürebilir.
11 yaşında iki çocuk biri kız biri erkek, benzer isimler Derda ve Derdâ:
Farklı yerlerde benzer zorluklar yani şiddeti; anne, baba, yurt görevlileri, tecavüzcüler, mazoşist, sadist karakterler, mafya, tarikat, gardiyanlar, devlet güvenlik kuruluşları vb.. birçok kurum veya kişinin yüzü ile yaşıyor. Bütün felaketlere sürükleyen kötülüklerden iki karakter de sevgi gücü ile sıyrılıyor. Birisi sevilmek diğeri koşulsuz sevmek ile tanışınca, tüm şiddet ve nefret uygulayıcılarını aşıp sevgi ile kesişen hayatlarının hikayesi A'dan Z'ye kadar mevcut.
Kitabın büyük sürprizi, bitince bir çok okuyucu gibi gönlünüzde bir filiz belirmesi. Oğuz Atay kitapları aşkı....
Eğer daha öncesinde bir Oğuz Atay okuyucusu değilseniz en kısa sürede Oğuz Atay kitabı edinmeye çalışacaksınız.
Kitapta dikkatimi çeken olumlu yada olumsuz olamaya karar veremediğim bir iki şey var. Her ne kadar objektif bir dille yazılmaya çalışsa da ben Hakan Gündayın seçtiği tarafı yakalıyorum, buda onu ne karanlık ne aydınlık yapıyor. Gri bir yerde olmayı özellikle mi seçiyor acaba? Diye merak ediyorum. Diğer konu, mezarlıktaki Derda'nın Oğuz Atay sevgisinde aslında şizofrenik yada hastalıklı ve takıntılı duruma daha çok benziyor. Ama bize onu sevgi olarak kabul ettiriyor. Bir de rastlantıda uç noktalara kadar neden gitmeye çalıştığı! Sanki özellikle bunu seçiyor? Bu kadarı olmaz, bunu bize Kemallettin Tuğçu yapmadı dedirtti. Bu kadar rastlantı olmasa nasıl olurdu merak ediyorum.
Sonra düşünüp rastlantı ile ilgili fikirlerime bir bakış açısı buluyorum. Bu kadar rastlantı saçma diye eleştirerek ile kenara çekilmek sanki kolay olanı yapmak. Fakat her insan dünyanın diğer ucuna gitse bile kendi oluşturduğu çembere uygun insanları bulmuyor mu? Hepimiz nereye gidersek gidelim hep kendi dünyamızdan birilerini bulmuyor muyuz zaten? Hiç ummadığımız rastlantıları zaten çok sık yaşamıyor muyuz?