Köle Margaret Garner'ı tanıyor musunuz?
Ben Toni Morrison’un Sevilen kitabını okuyana kadar kim olduğunu bilmiyordum. Romanı okuduktan sonra araştırınca, ardındaki gerçek hikâyeyi öğrenince çok sarsıldım.
Sevilen’in çıkış noktası, 1856 yılında ABD’nin Kentucky eyaletinde yaşayan köle Margaret Garner’ın trajik öyküsüymüş. Garner, kölelikten kaçıp Ohio’ya sığınmış. Ancak kısa süre sonra yakalanma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, çocuklarının yeniden köle olarak yaşamasını istemediği için korkunç bir karar vermiş: Kızını öldürmüş.
Bu olay, dönemin gazetelerinde geniş yankı uyandırmış; köleliğin ahlaki boyutları üzerine büyük tartışmalar yaratmış. O dönemde kölelerin “mal” olarak sayılması yüzünden Garner, insan öldürmekle değil, “efendisinin mülküne zarar vermekle” suçlanmış. Bu ayrıntı bile köleliğin ne kadar insanlık dışı bir düzen olduğunu çıplak biçimde gösteriyor.
Toni Morrison bu olayı öğrendiğinde, Garner’ın bir annenin özgürlük ve sahiplenme içgüdüsüyle verdiği korkunç kararı derinlemesine sorgulamış.
Yani özetle:
Sevilen, Margaret Garner’ın gerçek yaşam öyküsünden ilham alan ama onu tarihsel gerçekliğin ötesine taşıyan, büyüleyici bir kurmaca roman olmuş.
Gelelim Sevilen’e...
Sethe de tıpkı Margaret gibi kölelikten kaçan, çocuklarını kurtarmak isteyen bir annedir. Ohio yakınlarında bir çiftlikte doğmuş, “Sweet Home” adlı plantasyonda köleleştirilmiştir. Efendisinin tacizine ve baskısına maruz kalır. Kaçarak özgürlüğe ulaşır ama geçmişi peşini bırakmaz. Köle avcıları geldiğinde, bir çocuğunu öldürür.
Ancak bu olaydan sonra öldürdüğü kızının hayaleti “Sevilen” adını alarak geri döner. Morrison, Garner’ın kızını geçmişin, suçluluğun ve köleliğin ruhu olarak sembolik bir varlığa dönüştürür. Böylece hem bir annenin içsel mücadelesini hem de bir halkın özgürlük arayışını anlatır.
Okuması kolay bir kitap değil. Olaylar kronolojik ilerlemiyor. Roman farklı karakterlerin gözünden anlatılıyor: Sethe, Denver, Paul D, Sevilen… Her biri aynı olayı farklı biçimlerde algılıyor. Sethe’nin ve diğer karakterlerin anıları parça parça, kesik kesik gelirken dil de yoğun, yer yer şiirsel. Geçmiş, şimdi ve rüya birbirine karışıyor. Gerçek ile doğaüstü iç içe geçiyor.
Okumak hem duygusal hem de zihinsel olarak zorlayıcıydı. Bu yüzden bazı bölümlere dönüp yeniden baktım. Ama her seferinde Morrison’ın diliyle, anlattığı acıyla ve o acının içindeki direnişle biraz daha derin bir bağ kurdum.
Sonunda Sevilen, benim için sadece bir roman değil, insanın geçmişiyle yüzleşmesi, anneliğin sınırları ve özgürlüğün bedeli üzerine bir yolculuk oldu.
Zor ama çok güçlü bir kitap.
Ve ben çok sevdim.