Bu kitabı okumak, sayfalar süren acıya katlanmak demektir. Aynı zamanda, bu acının sadece sayfalarda kalması gerektiğini dilemek, hiç yaşanmamış, sadece bir yazarın kafasından çıkan kurgular olduğunua inanmak istiyor insan ama ne yazık ki gerçek. Taliban gerçek, El-Kaide gerçek, Sovyet-Afgan-Amerikan savaşları gerçek. Ve tüm bu süreçte, sivil halkın yaşadığı tüm acılar çok gerçek. Yarım kalan hayaller, kendi topraklarını terk etmeye mecbur bırakılan mülteciler, Şeriat adı altıda yapılan ve kadını toplumdan tamamen silen uygulamalar, babasız kalan çocuklar, kolsuz, bacaksız kalan babalar, kocasız kalan kadınlar, ne yazık ki çok gerçek. Sayfalarca acı dolu gerçek var. Çoğunlukla iki kadının hayatı üzerinden anlatılan, Afganistan'ın son 50-60 yıllık toplumsal hafızasını bize aktaran güzel bir kitaptı. Bir yanda Sovyet Komünizmi, bir yanda Taliban Şeriatı ve bir yanda da Amerikan Emperyalizmi arasında sıkışan, sadece yaşamaya çalışan milyonlarca insanın hikayesinin özeti gibi. Ve bu çatışmaların arasında doğup büyüyen binlerce çocuğun belirsiz kaderi. İçerik kadar üslup da etkili, kıvrak ve akışkan. Tavsiye ediyorum, okunmalı, incelenmeli ve kesinlikle üzerine düşünülmeli. Hele de bizim ülkemizde. Çünkü o Afgan mültecilerden birçoğu da bizim ülkemize. Filler tepişirken ezilen çimenden geriye kalanlar. Okurken hep şunu düşündüm. Ya bizim başımıza gelseydi? Biz ne yapardık?
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini