Çok enteresan bir durum var, belki sizin de çevrenizde vardır, insanlar eskiden; eksikliklerini, cahilliklerini, kötü yanlarını, lüzumsuz fikirlerini saklarlardı. İnsanlar eskiden kendilerinin farkındalardı, ne olduklarının ne kadar yetkin olduklarının ya da ne olmayıp ne kadar yetersiz olduklarının da ayırdındalardı.
Halihazırda günümüzde çok büyük bir farkındalık yoksunluğu söz konusu, mesela karşıdaki kişi hata yapıyor ama göz göre göre hata yapıyor, yüzüne vuruyorsunuz, arsız bir şekilde sanki o hata değilmiş gibi kendini savunabiliyor. İşin acınası kısmı, onun hata olmadığına inanarak savunuyor. :D
Ben bunun sebebinin “herkes değerlidir” düşüncesiyle oluştuğunu düşünüyorum. Herkesin değerli olduğu bir yerde herkesin her şeyi de doğal olarak değerlidir. Fakat değer nedir?
Değer ortak olarak sahip olduğumuz bir yaşam edimidir. Bizim tek tek ürettiğimiz değil ortak üretip birbirimizle paylaştığımız bir edimdir. Fakat bunu tek tek kişilere indirirsek, ortaya böyle aptal insanlar çıkar ve öyle bir kendini pazarlar ki, siz onu sosyal medyada, dışarıda ya da bir kitabın karakterinde görürken asıl değerleri sorgularsınız.
Başkası yerine utanma, umutsuzluğa kapılma duyguları, aslında ortak değerlerden yoksunlaşmamıza ve birbirimize yabancılaşarak paylaşımlarımızı ucuzlaştırmamıza neden olmaktadır. O nedenle tüketiyoruz, üretemiyoruz çünkü üretmek bir değeri ortak yaratmak iken tüketmek tek tek “kendinde değerleri” keşfetmek ve sıkılmaktır. Buradan iş tüketim toplumuna da bağlanır ama neyse onu da endüstri toplumu ile ilgili eleştirimde söylerim.
Bu arada bunlar benim fikirlerim ve değerliahdjsjjr şaka şaka, bunlar gözlemlerim ve her zaman tartışmaya açıklardır.