Romanı 22 Ekim günü bitirmiştim ama bir türlü buraya yazamadım incelememi şimdi nasip oldu elhamdulillah.
Bu incelemeyi 27 Ekim akşamı doğum günümden bir gün önce yazıyorum cidden zaman akıp gidiyor ve biz bu akıp giden zamanı ne durdurabiliyoruz ne de tutabiliyoruz ama anlamlı hâle getirmek bizlerin elinde tıpkı romanın adı gibi hayat sizin avucunuzdaki bir kelebek misali onu serbest bırakmakta ya da avucunuzun içinde tutmakta size kalmış bu sizin iradeniz. Ben Ahmet Şerif İZGÖREN’i hayatımda tanımıyorum adını daha önce duydunuz mu deseniz mutlaka hayır derdim ama bu romanı okuyunca sanki tanıdığım bir insanla sohbet ediyor gibiydim bazı yerlerde kendimden ayrıntılar buldum romanda, bazı yerlerde başka hayatların dışarıdan bakıldığı gibi olmadığını fark ettim. Bu romanda en çok sevdiğim şeylerden bir taneside küçük ama misliyle büyük hikayeler idi. Yazarın bir konuda eleştirmek istiyorum lütfen eleştiri yaptığım için kırılmasın bilakis sevinsin çünkü bir eleştiri insanın belki de hatasını gösterir ve bunu düzeltmek için bir şeyler sarf eder, gelelim eleştireceğim kısma bu arada haklı olabilir ama bilmiyorum içimden bunu söylemek geldi Türkiye’nin eğitim noktasında yaptığı eleştiriler cidden haklı buluyorum kendisini ama bunu böyle dile getirmek ne bileyim bana biraz tuhaf geldi açıkçası nasıl yapılır diye sorsanız inanın bilmiyorum aslında yapılabilecek bir şeyin olduğunu düşünmüyorum ama şunu söyleyebilirim eğitim konusunu düzeltmek için bilinçli ve işini aşkla şevkle yapacak öğretmenlere ihtiyacımız var. Benim en sevdiğim öğretmenime buradan kocaman sevgiler yolluyorum çünkü ben onun ilk öğrencisiyim seni seviyorum canım