İhsan Oktay Anar’ın Tiamat’ı, okuru yine denizlerin, efsanelerin ve tarihin derinliklerine davet ediyor; fakat bu kez tanıdık o büyülü dilin yerini, daha mesafeli ve soğuk bir anlatım alıyor. Yazarın kendine özgü ironik üslubunu, masalsı atmosferini ve kelimelerle kurduğu o alışıldık büyüyü arayan okur, bu kitapta bambaşka bir tatla karşılaşıyor.
Roman, denizcilikle ve tarihsel göndermelerle örülü bir dünya sunsa da, asıl merkezinde “boşluk” hissi var. Kitabın başlangıcındaki “Başlangıçta her şey soğuk, boş ve anlamsızdı” cümlesiyle bitişteki “Soğuk ve karanlık dipler boş ve anlamsızdı” ifadesi, bu hissin çemberini tamamlıyor. Anar, sanki varoluşun en dip noktasına iniyor; insanın, tarihin ve denizin özündeki anlamsızlığı sessiz bir yankı gibi metnin her yerine yayıyor.
Ancak bu yeni üslup, yazarın diğer eserlerindeki sıcak, ironik, zaman zaman da absürt tonda ilerleyen anlatımından uzaklaşmış. Puslu Kıtalar Atlası, Amat ya da Efrasiyab’ın Hikâyeleri’ndeki o canlı dilin yerine burada daha soğuk, daha felsefi bir hava hâkim. Bu da okurda bir mesafe yaratıyor; sanki Anar, anlatmak istediğini değil, hissettirmek istediği boşluğu yazıyor gibi.
Tiamat, İhsan Oktay Anar’ın edebi yolculuğunda farklı bir durak. Yazarın denizle, tarih ve insanla hesaplaştığı; ama bunu bu kez büyüyle değil, sessizlikle yaptığı bir metin. Evet, belki okur olarak bizi önceki eserleri kadar büyülemiyor. Ama yine de o soğuk ve karanlık diplerde bile, Anar’ın kendine özgü bir cesaretle kelimelere yön verdiği hissediliyor. Tiamatİhsan Oktay Anar