·312 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Eylül 2024 12:32 Çok iyi bir distopya örneği olduğunu düşünüyorum. Genel olarak önerilen distopya klasikleri arasına girebilecek ve kült olabilecek bir roman diyebiliriz. Hatta biraz daha bu düşünceyi arttırarak, dizisinin bile yapılabileceğini ve ilgi çekici bir kurgu olacağı aşikar. Eserde, ABD toplumu din üzerinden yönetilmektedir ve cezalar sadece hapishanede karşılık bulmuyor, insan bedenine enjekte edilen bir virüs ile suçluları renklere mahkum ediyor. Her rengin bir kategorisi var ve bazı ileri suçların renkleri ömür boyu bedenden silinmemekte. İnsana başta en azılı suçlar için mantıklı bir ceza yöntemi gibi gelse de romanda bütün mahkumların aynı şekilde yargılanması, din üzerinden baskı ile bu suçların tek taraflı olarak incelenmesi, işi biraz daha çetrefilli hale getirmektedir. Ana karakterimiz bu duruma örnektir. Kendisi kırmızı renkli yani en tehlikeli mahkum kategorisindedir ve suçu ise kürtajdır.
Eserde yasaklı bazı kelimeler mevcut; feminizm, eşitlik, laiklik, sosyalizm gibi. Bu kelimeler din dışı olarak görülüyor ki Simone örneğinde bu gayet güzel şekilde yansıtılmıştır. Baskı çok fazla mevcut ve bu baskı ile insanlar tek kalıptan çıkma ve iki cinsiyete ayrılan birer makine gibi yetişiyorlar. Sebep ve detayları ne olursa olsun, aynı sonuçla yargılanmaları, cinsiyet rollerinin bariz şekilde belirli olup kadınları ve kız çocuklarının benzer tarzda giyinmesi, el işi yapması, belirli standart görev ve yetişme tarzlarının olması, erkeklerin de yine sorumluluk ve görevlerinin aynı rol kalıbı üzerinden ilerlemesi, toplumsal baskının ileri seviyede görülmesine örnek olarak verilebilir. Ahlak yasaları üzerinden farklı olanı, düşüneni ötekileştirme ve dışlama mevcut. Özetle; tek tip düşünen, tek tip giyinen, tek tip rollere sahip olan, sıradan ve nizamlı bir zorlu toplum görmektesiniz bu romanda. Bu şekilcilik tabii ki bazı karakterlerde devrim etkisi yaratıyor ancak o kadar yalnızlaştırılıyor ve bastırılmaya çalışılıyorlar ki büyük topluluklara bu etki yansıyamıyor.
Bir diğer tartışılacak konu ise dinin kullanılması ve bunun üzerinden renklendirme yolu ile toplumun insanı haklarının elinden alınması olabilir. Eserde öyle karakterler var ki dini kullanarak, ahlakçılığın altında esas çirkinliği ve kötücüllüğü onlar barındırabiliyor. Bir de şunu eklemek istiyorum; kitapta her konumun iyi ve kötü karşılığı mevcut. Din görevlilerinin de sıradan toplumda yer alan insanların da hatta devrimci toplumun içindeki karakterlerin de iyi ve kötü örnekleri bariz şekilde verilmiş. Yazar, bence bu şekilde kurguyu daha incelikli işleyerek, okuyucuya, her zaman distopyada kötü karakter temellerini görmememiz gerektiği mesajını iletmiş olmakta. Aşkın peder üzerinden işlenişi ayrıca manidar olmuş ki din üzerinden yönetilen bir toplumda aşkı bu açıdan ve günahlar üzerinden görmek, eser içindeki temellerin yapı taşını yansıtmış. Kader kavramı ise sonunda hep iyiye odaklanmak üzere işlenmiş.
Kısacası, bu eserden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz; herkesin içinde arzular ve bastırılmış duygular var, önemli olan bunları nasıl karşıladığımız olacaktır. Baskıdan doğan şeyler, gizli arzuları tetikleyebilir. Denge her zaman her alanda oldukça önemlidir. Keyifli okumalar dilerim.