“Bazen de zararlı olduğu halde kabul edersin çünkü seviyorsundur.”
Selam yıldızlarım! Bugün size farklı duygularla okuduğum ve iki kitabı bir arada bulunduran “Varis: Yedinci Oğul” kitabıyla geldim. Kitabın tasarımına gerçekten bittim. Belki varisimiz orada olmasaydı daha çok sevinebilirdim. O bana öyle bakarken ona bakmamak zor oluyor sonuçta.
İlk kısma başlarken merak katsayınız yükseklerde oluyor. Hikayeye giriş dinamiği dediğimiz o his sizi havada yakalıyor da diyebiliriz. Karmaşalar içinde sizde koşturuyorsunuz ve şüphe tohumlarının yanına ‘acaba mı’ fideleri ekiyorsunuz. Hangisinin daha önce ve daha sağlam yetişeceğini söylemeyeceğim ama siz okurken zaten tüm bu hisleri avucunuza alacaksınız. Bu sebeptendir ki ilk kısmın sonunu tadında buldum.
İkinci kısma geçtiğimizde işler daha farklı bir yöne, daha farklı bir düşünceye evriliyor ‘belki’ evresi. Bu, nereye çekerseniz oraya gelebilecek bir kelime ama bizim karakterlerimiz çektiğiniz yere gelir mi? İşte orası bir muamma. Bu kısımdaki ‘yeşil’ mevzusu her defasında kahkahaya boğdu beni. Arada bir gülmek lazım tabii, hep aksiyon olmuyor. Okurken hep farklı duygulara sürüklendiğim bir kitaptı gerçekten. Onları daha çok okumak isterdim, doyamadım ve bu yüzden biraz sinir olmuş olabilirim. Bir minik.. Yine de birçok konu tadındaydı diyebilirim, keyifli bir serüven oldu bana da.
Onur, Baran, Marcus, Yedi… Kimlikler ve onun ardındaki sırlar diyoruz ya hani. İşte bu kimliklerin bir kenara atıldığı an hep olmuştur ve hep olacaktır. Bu sebeptendir ki her bir sahneden ve her gizli adımdan keyif almamak imkansız oldu benim için. Kimliklerin hepsini benimsemek mi daha zordu yoksa o kimlikleri bir paravan olarak görüp tam önünde var olanı sevmek mi? Hikaye aslında burada dallanıp budaklanmış fakat bazen açık duran kartları göremeyiz; herkes her şeyin farkındadır da görmediği için ikna olmaz. Bu hikayenin asıl konusu da bu ya zaten…
Köprü Kralı ve Yedinci Oğul’un beklenmedik hikayesine minik bir tavşan sızmış. O andan sonra da herkes tavşanı canı pahasına korumuş…
Koca bir hikayenin daha sonuna geldim ve ne diyeceğimi ne düşüneceğimi hala kestiremez bir haldeyim. Söylemek istediklerim çokça var ama okuyup onlarla tanışmanızı daha çok istiyorum. Bu mafya hikayesine ortak olmanız gerekiyor, onları görmeniz ve hissetmeniz gerekiyor. İnanın bana, bu hikayedeki sırları dahi sevebilme ihtimaliniz yüksek. Bir şans verin derim, pişman olmazsınız.