Puan vermedi·264 syf.····Okunma: 28 Ekim 2025 05:24 Kaybolmak ve Arayış
Normal İnsanlar dizisine sık sık denk geliyordum ve izledim. İçimde bir boşluğa değdi. Kitabını da aldım ve diziyi unuttuktan sonra okumaya karar verdim. Unuttuğumu düşünüp okumaya başladım ama kitap ile dizi birebir aynıydı diyebilirim bu nedenle her cümle zihnimde diziyi, o atmosferi daha tutkulu canlandırmama sebep oldu. Ülkemizde sevmeyeni çok olmuş bu kitabın. Çeşitli sebepleri var; kimisi fazla cinsellik barındıran bir kitap olarak bulmuş ve eğer "normal insan" dan söz ediyorsak cinsellik ülkemizde lise döneminde pek de yaşanan bir şey değilmiş ve bu nedenle nasıl "normal insanlar" diye düşünebilirmişiz... Enteresan ve yanlış bulduğum bir yaklaşım oldu. Ayrıca detaylı bir cinsel anlatıma sahip değil kitap zaten niye rahatsız etti ya da odaklanılan nokta bu oldu bilemiyorum (ki bu da farklı bir tartışma konusu olur). Yazarın anlatım tarzı pek beğenilmemiş, zaman geçerken çok hızlı atlanmış, daha uzun anlatılabilirmiş, sonu tatmin etmemiş vs.
Bunlar benim odağım olmadı ve katıldığım şeyler de değil.
Marianne ve Connell. Onların lisede başlayıp üniversite yıllarına kadar uzanan sözde ilişkisini anlatıyor. Yıllarca tanıklık ediyoruz bu ilişkiye, iki gencin yetişkin oluşuna. Normalde aşina olduğumuz şey lisede zengin olan çocukların daha popüler ve sevilen tipler olduğudur. Ama Rooney fakir bir çocuğun popüler olduğu, kızların etrafında döndüğü bir erkek karakter yazıyor. Connell fakir bir çocuk ve hatta Marianne'nin annesi için çalışıyor. Marianne ise sınıfsal olarak daha yüksek bir noktada olmasına rağmen lisede sevilmeyen bir ucube. Kitap okuyan, kendi halinde, zeki bir kız olması tabi ki onu lise ortamında ilgi çekici kılacak unsurlar değil. Bir gün Connell ile hikayeleri başlıyor ama Connell bunun gizli kalmasını istiyor. Sonuçta kimsenin sevmediği bir ucube ile popüler bir erkeğin birlikte olması hoş karşılanmaz. Marianne bunu kabul ediyor ve belki de uzun yıllar süren bu ilişkinin, sözde bir ilişki olmasına sebep bu ilk kırıcı hamle oluyor. Marianne yerine benim kalbim kırıldı örneğin. Çocukluğun ya da sevilme arzusunun etkisindendir belki Marianne'nin bunu sorun etmemesi. Sevilme arzusunun ne denli yakıcı, yıkıcı, yok edip insanı yeniden inşa edebilecek bir şey olduğunu okuyabilirsiniz bu kitapta. Depresyonu, kaybolmayı, sevgisiz bir evde yetişen, şiddetle büyüyen, baba figürü olmayan, kötü bir baba figürü deneyimi ile kız çocuğu olmanın bıraktığı enkazı, yalnızlığı, topluluklar içinde yalnız olmayı ama yalnızca sevilme arzumuzu tatmin eden o kişi ile bütün olabilme, yalnız olmadığını hissedebilme, biraz olsun normal olduğunu hissedebilmenin ne denli gerekli ve zor bulunan bir şey olduğunu bu kitapta görebilirsiniz. Bu denli sevdiğimiz, bizi sevsin istediğimiz kişinin hayatımızda kalması için ne denli itaatkar olabileceğimizi, karanlık ve hastalıklı yanlarımızı, bizi normal bir insan olmaktan uzaklaştıran sebepleri görebilirsiniz. Tüm bunlara rağmen bazen bir araya gelmenin, aidiyet kavramlarına sahip olabilmenin ne denli zor olduğunu okurken kalbiniz kırılabilir. Her şeye rağmen belki de ilk normal olma eylemimizin sevgiliyi tercih etmekten değil bir kez olsun kendimizi seçmekten geçtiğini görmek sarsabilir.
Ben kitapların okunacak zamanları olduğuna inanırım. Okumam gereken kitap zamanı geldiğinde kendini bana gösterir. İşte böyle zamanlarda, yani doğru zamanda doğru kitabı okuduğumda kitapla bütün olur, anlayabileceğim, hissedebileceğim her şeyi güçlü bir şekilde hissederim. Belki bu sebepten birçok kişi vasat bulmuş olsa da bu kitap uzun yıllar sonra beni ağlatan ilk kitap oldu. İçimde birçok boşluğa değdi. Ben sevdim. İnsan olmaya, normal insan olmaya çalışmak, kendini ararken başkalarında kaybolmak... Galiba zaten herkese geçebilecek duygular değil.