Dünya iki sahneye ayrılmış gibidir; biri yaşadığımız gerçeklik, diğeri arzuladığımız ütopya. Sırtlarını dönmüş, birbirine erişemeyen iki ayrı perdede oynayan oyunlar.
Bu metin, o perdeler arasında sıkışmış bir ruhun içindeki hesaplaşmanın sessiz, ısrarcı çığlığı. Okurken bir satırda kendinizi yakalarsınız; sonraki satırda durup nefesinizi sayarsınız. Gözleriniz dolar, boğazınızda bir yumru kalır. Çünkü sözcükler sadece okunmaz, bedenlenir.
Hiçbir kitabın sizi böyle içeri çektiği oldu mu? Benim için bu yapıt tam olarak öyle; önce şaşkın, sonra sarsılmış, en sonunda suskun bırakan bir etki. Her dize, hayatın acısını taşıyan bir yük gibi omuza biner; kelimeler olgunlaşmış bir yüreğin kanıtlarıdır, kâğıda dökülmüş yaşanmışlık.
Burada konuşan ses, kırk yılın ve kırk mevsimin muhasebesini yapan bir ruhtur; bitmiş bir dönemle vedalaşmanın hüznüyle, yeniden doğmaya dair titrek umutların aynı anda yankılanması. Metnin damarlarında yalnızlık, tükenmişlik, aidiyet eksikliği, mücadele, ölüm ve yeniden doğuş dolaşır. Ama en ağır his, anlaşılmamışlık; insanın kendi iç dünyasını dünyaya açtığı, en keskin davettir bu.
Her kelimede bir yara izi, her dizede geçmişin sükûtlu tanıklığı vardır. Yazarın dünyası yüzeyde durmaz; eğer içine çekilmezseniz siz dışarıda kalırsınız. Bu kitap, gözü görmeyene gökkuşağını tarif etmeye benzer; kelimeler tek başına yetmez, hissetmek gerekir.
Şairin sesi yalnızca dilin ritmi değil; yaşam bilgeliği, acı, sabır ve öfkenin bileşimidir. Her dize yeni bir pencere açar okura; bazen kapanır, bazen çarpışır, bazen ise yankı bırakır. Bu yapı kimi için dağınıklık, kimi içinse derin bir zenginliktir. Algı ile sabır arasındaki ince çizgi burada belirginleşir.
Eser, alışılmış okuma alışkanlıklarını zorlar. Onu anlamak, çoğu zaman onu okumayı öğrenmek demektir; aceleyle hüküm vermekse yanıltır. İki aşamalı bir okuma gerektirir; önce bütünüyle algılamak, sonra dize dize geri dönüp yeniden okumak. Sabır ve dikkatle ödülünüzü alırsınız. Doğru yere bastığınızda, sert bir elin dokunuşu gibi gizli bir zil çalar.
Kırk yıllık bir ruhun yankısı bu; her dize sizi farklı bir yazarla yüzleştirir: asiyle, sorgulayanla, teslim olmuşla, öfkeliyle, yeniden doğmuşla. Her şiir, okura kendini arama fırsatı sunar; çünkü insan, kendi karanlık koridorlarından geçmeden yönünü bulamaz, yeniden sormadan kendini yeniden kuramaz.
Okumak sadece dizileri takip etmek değildir; bir bilincin evrelerini, bir ruhun devrimini izlemektir. Ve her okuyan birkaç dizede mutlaka kendine rastlar; o an anlarsınız ki şiir, yalnızca şairin değil, insanın da dilidir.