·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ekim 2025 11:24 Taha Kılınç kariyerini ve canını ortaya koyarak istismar ve gözardı edilen bir hakikati; DoğuTürkistan'ın unutturulmaya çalışılan yetim davasını karanlığa ve onun köhne zalimlerine inat gür ve cesur bir sesle haykırmak için tehlikeli bir seyr-u sefer etmiş.
Bu mübarek yolculuk ve bereketli bu eserle hakikate dair çok boyutlu çok katmanlı gözlemler, derinlikli incemeler ve ufuk açıcı analizlerle yıllardır sesi kıstırılan, kalbi yolunan mazlum ve mağdur DoğuTürkistan halkına reva görülen modern vahşetleri insanı hayrete düşüren örnekleri ve gür nidası ile yeniden gündemimize taşıma çalışıyor.
Yazarımız yolculuğun nedenliği, hazırlık aşamaları, gezi planı ve seferin stretejik felsefesiyle başlıyor eserine. Bu bağlamları seyehatin ilerleyen aşamalarında gelişen olay ve gözlemleriyle zihnimize iyice oturtacak misaller, beyanlar ve tespitler de fevkalede sağlamlaştırıyor. Özellikle eserde anlatılanlarla ilgili karşılaştırılmalı renkli resimlerin konulması hem konunun ciddiyetini, hem eserin güvenirligini hem de vakıanın ne kadar acı olduğunu göstermesi bakımından çok etkileyici olmuş.
Eserimiz öncelikle DoguTürkistan'ın tarihini, onun Abdülkerim Buğra Han ile başlayan İslamlaşma sürecini, sovyetler birliği tarafından işgali ve Çin eliyle başlayan istilasını ve özellikle bu dönemlerde emperyalizme karşı direnen ve toplumu diriltmeye çalışan Muhammed Yakub bey, Sabit Dâmolla ve
Osman Batur gibi kahramanlarına bilhassa yer veriyor.. Çin-Rusya çıkar politikaları arasına sıkışan DoğuTürkistan'ın varolmak için verdiği mücadele özet denilecek bir tarzda eserde yerini alıyor. DoğuTürkistan'ın komünist Çin tarafından ilhak edilmesi sonrası bu bölgede hakimiyetini güçlendirmek için geliştirdiği politikalar ve barbarca baskılarını tüm gerçekliğiyle belgeliyor.
Yazar, DoğuTürkistan'ın yeraltı kaynakları ve jeopolitik konumu nedeniyle Çin'in kendi çıkarları için Müslüman Uygurları bir tehdit olarak gördüğünü ve buna yönelik çok acımasız tedbirler aldığını ve bunları dünyanın gözünden saklamak için büyük bir gizlilikle yürüttüğünü açıkça ifaa ediyor.
Çin'in, Uygurları İslam'dan, kendi öz kimlik ve değerlerinden uzaklaştıracak bir dizi asimilasyon çalışmasıyla "müslüman Uygur varlığını" yok etmeye giriştiğini ciddi ve sağlam delillerle ispat ediyor. Bu anlayışla Çin'in Müslümanların hayatında ibadet, eğitim, toplumsal birlik ve dirlik gibi önemli ve fonksiyonel yönleri olan camiileri ya bar, otel, muze gibi yapılara dönüştürdüğünü ya yıkarak yok ettiğini, ya camileri ıssız ve köhne bırakarak toplumsal hayattan sildiğini veyahut sıkı ve baskıcı tedbirlerle kullanılamaz hale getirdiğini zengin örnekler ve öncesi-sonrası hallerini gösteren resimlerle anlatıyor. Özellikle cami içlerine ve çevresine yoğun biçimde kameralar yerleştirmeleri, camiye girişi için izin belgeleri çıkarma zorunluluğu getirmeleri ve belli bir yaş sınırı koymaları ve de cuma namazı öncesi Çine bağlılık yemini ettirmeleri bu gayri insanî uygulamalardan sadece bazıları arasında..
Bununla beraber bir toplumun tarihsel hafızası ve köklerinin sembolü olan mezarlıkları tahrib edip yok etmeleri Çin'in acımasız zihniyetinin boyutunu çok iyi gösteren örnekler arasında. Sadece dirileri ve ölüleri değil İslamı hatırlatan mimariye, kavramlara, arapça harflere, tabelalara ve giyiniş tarzına, mahalle kültürü gibi geleneksel öğelere öylesine geniş çaplı bir savaş açılmış ki her yönden Uygurları kuşatan bir yokediş muharebesini açıkça gösteriyor. Bu minvalde geniş örnekleriyle yazar, Çin'in uygurları entegre ve asimile edebilmek için her türlü imkan ve yöntemleri kullandığını her türlü doğal ve yapay fırsatları kolladığını, ayrıntılarla okuruna ulaştırmaya cehd etmiş..
Yazarımız olayın vahşetini ve vahametini anlatırken; Çin'in yerleşimcilerini, toprak gaspını baskı stratejisini; siyonizmin Filistin halkina ve topraklarında barbar uygulamalarıyla; Harf, dil, din üzerine saldırılarını ise cumhuriyet dönemi Kemalizm dayatmalarına atıf yaparak coğrafya ve zamanı aşan farklı kıyaslamalar ile kavradığımız anlamı adım adım daha da derinleştiriyor zihinlerimizde.
Eser DoğuTürkistan'ı sadece tarihsel, sosyal ve dini alanlarda yıpratıldığını değil aynı zaman Çin'in ekonomik gücünü kullanarak bölgesel ve küresel çapta ülkelere bu anlamda baskı politikaları yaparak Uygurlara karşı geniş bir cephe açtığını da örneklerle irdeliyor. Bu konuda "Bir kuşak bir yol projesi" Çin'in neredeyse temas ettiği bütün ülkelerde Çin'in DoğuTürkistan'ın aleyhindeki bu politikalarına destek verilmelesiyle Müslüman uygurların yokoluşunu dahada hızlandırıyor. Bunları okuyup, düşünürken ülkemizde dahi gazeteci ve özellikle siyasilerin DoğuTürkistan hakkında nakıs ve hakikate kör açıklamalarını dinlemek çok acı veriyor. Zaten kısık çıkan mazlum bir sesi iyice karanlığa gömüyorlar ve adeta DoğuTürkistan'ın nefesini kesiyorlar. Hele ki Çin için Uygur kardeşlerimizin binbir emekle canlarını riske atarak hicret edip geldikleri bu yurtta tutuklanarak Çine geri teslim edilmeleri esef verici..
oysa ki bu mazlumların toplama kamplarında işkenceye tabii tutulacağı hatta öldürülecekleri apaçık ortadayken..
Bu minvalde yazarımız, sadece bir seferin ayrintilarinı, renkli ve riskli mecarelarini değil araştırma, modern körlüğü aşma, gazeticiliğin incelikleri ve sefer rehberliği konularına da değinerek mekanların, kişiliklerin, sembollerin ve onun tarihini, kadim medeniyetimizle bağlantılarını, günümüzdeki tezahürlerine de yer vererek gerçeğe tüm yönleriyle dokunmaya çalışmış. Bu anlamda sadece bir belgesel değil çok katmanlı ve cok boyutlu bir eser; Çin'in zulmüne delil olacak bir araştırma var karşımızda. Bu yönden eseri bir kaynak olarak görmek en doğrusu..
Yazar ufku ve gayretiyle size durup üzerinde düşünmeniz ve konuşmanız gerken çok yer bırakmış sayfa aralarında. Eser, muhtevası ve konularının ehhemmiyeti açısından dünü, dünün mazlum ve mezzalimlerini; bu günü ve günün yetim yaralarını farketmemiz, özetle çağı daha net görüp bu acımasız karanlığı aşmamıza daha çok imkan tanıyor..Zira yazar kelimeleri ve harfleri ve de edebiyatı kötülüğün bağrına sıkılan birer kurşun edasıyla kullanmış sayfalarca..
Bununla beraber yazarın kullandığı dil yeteri kadar sade, uzun okuma süreleri içinde sizi sıkmayacak kadar akıcı ve kelime dağarcığınızı geliştirecek ölçüde zengin.. Eser: ümmet ve insanlık bilincinizi derinleştirecek, vicdanınızı harekete geçirecek; anlam ve hakikat arayışınıza katkı sağlayacak tesiri uzun soluklu olacak bir kitap.. Bu ahval üzre hakikat yolunda adımlarınıza dirlik katmasını murad eder, esenlikler ile bereketli tefekkürler dilerim..