On Hayata Bedel Bir Yaşam: Jack London
10/10
·517 syf.··
2023 5. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2023 16:40
Jack London geleneksel yazar tiplemesinden farklı, kendine özgü bir hayat stili olan ve buna paralel olarak da kendine özgü, benzeri bulunmayan bir yazım tarzına sahiptir. Geleneksel yazar tiplemesinden farklı olmasının nedeni, yaşadığı olaylar ve yetiştiği ortamdır. Jack London’ı tanıyanlar, onun 40 yıllık ömründe on hayata bedel olay yaşadığını söyler. Hayatının dalgalı geçmesi ve yaşadığı olaylardan edindiği tecrübeleri yazma yeteneğiyle birleştirmesi, onun günümüzde bile konuşulan eserler yazmasını sağlamıştır. Jack London'ın başarılı olmasındaki nedenlerinin yazarlık yeteneğinin yanında yaşadığı olayların da olduğunu söylemiştik. Peki Jack London'ın hayatı nasıldı? Jack London'ın annesi Flora Wellman, geçirdiği bir hastalık sebebiyle fiziksel ve ruhsal büyümesi durmuş bir kadındı. Babası William Chaney, evlilik dışı olan London'ı istemedi ve Flora, William ile ettikleri bir kavga sonrasında geçici olarak akli dengesini yitirdi. Doğumdan sonra bebeğin bakımı bir süreliğine köle olan Virginia Prentiss'e verildi ve Virginia, Jack London'ın hayatında her zaman değer verdiği bir insan oldu. Bir süre sonra öz annesi Flora Wellman’ın John London ile evlenmesiyle, ‘John’ adıyla doğan bebek ‘Jack’ olarak anılmaya başlandı. Jack çiftlikte yaşıyordu. Burada belirli işlere yardım ediyor, çiftlikteki köpeklerle çok fazla zaman geçiriyor, onlarla oyun oynuyor, köpeklerin hareketlerini çok iyi analiz ediyordu. Onun bu durumu, gelecekte çok başarılı köpek romanlarını yazmasını sağlamıştır. Üvey babasının sağlığının kötüleşmesiyle ekonomik durumları bozulmuş ve çiftliklerine el konulmuş, London ailesi San Francisco'dan Oakland'a taşınmıştı. Jack burada okula başladı, okuldan çıktıktan sonra ek iş olarak gazete dağıtıcılığı ve bunun dışında da farklı işler yapıyordu. Bunları yaparken Jack daha 10 yaşındaydı. Çocukluğundan itibaren sayısız işte çalışmasıyla iş hayatındaki tüm iyi ve kötü durumları, özellikle de işçi sömürüsünü yaşadığı için -aynı zamanda çevresinin de etkisiyle- işçi haklarını ve eşitliği savunan bir insan oldu. Ailenin Oakland'a taşınmasıyla Jack London, şehri keşfederken Oakland Kütüphanesi ile tanıştı. Zaten kitaplara karşı bir ilgisi vardı fakat çiftlikte kitaplara çok fazla ulaşamadığı için bu kütüphane onu tamamen bir kitap kurduna çevirmiş oldu. 14 yaşında maddi imkansızlıklarından dolayı okulu bırakmak zorunda kaldı ve bir konserve fabrikasında çalışmaya başladı. Saat başına 10 centlik bir ücret alıyordu fakat bir robot gibi çalışmak Jack'in hareketli ve maceracı kişiliğine aykırıydı. O zamanlar Oakland'da istiridye avlamak çok yaygındı ve iyi para getiriyordu. Jack ise işinden ayrılıp dadısı Virgina'dan 3000 dolar borç alarak kendine küçük, yelkenli bir tekne aldı. İstiridye avcılığı, serseriler ve suçlularla dolu bir yeraltı dünyasıydı. Jack London ise böyle bir ortamda sadece 15 yaşında, haylaz bir çocuktu fakat kendini bu işe tamamen verip öyle bir azimle çalıştı ki kısa sürede başarıya ulaştı ve "istiridye korsanlarının prensi" olarak anılmaya başlandı. Artık bu işe tamamen hakim olmuş, tüm inceliklerini öğrenmişti. Babası, Jack'e bu işin yasa dışı olması nedeniyle denizde yapabileceği başka bir iş önerdi: İstiridye avcılığının tam tersini yani kaçak avcıları yakalayan kişi olacak aynı zamanda bu işle denizin her bir ucunu gezecekti. Jack maceracı bir kişiliğe sahip olduğundan, istiridye avcılığından biraz sıkılmıştı. Ayrıca birlikte çalıştığı ortağının bu işi yaparken ölmesiyle ne kadar tehlikeli bir iş yaptığını fark etti ve babasının önerdiği işi kabul etti fakat yine bir süre sonra babasının sağlık durumunun kötüleşmesiyle ailesinin yanına döndü. Jack'in yazarlık hayatına geldiğimizde ise annesi ona ödülü 25 dolar olan bir öykü yarışmasına katılmasını önerdi. Jack de deneme amacıyla yazmaya başladı. Gönderdiği öykü, denizcilik hayatında yaşadığı olayları anlatıyordu. Üniversite öğrencilerinin de katıldığı yarışmada, henüz 15 yaşındayken öyküsüyle birinci olmuştu. Jack'in yeteneği buradan belli oluyordu, bunu fark ettiğinde hemen bir tane daha öykü yazıp gönderdi fakat bu sefer yarışmayı kazanamadı ve bu işin o kadar da kolay olmadığını fark etti. İşsiz olduğu bu süre zarfında "Hobo"luk yapmaya başladı. O zamanlar iş bulmak zor olduğundan hobo; evsiz, göçmen iş yapan, ara ara da serserilik yapan ve ekonomik durumu iyi olmayan kişilere deniyordu. Bu zamanlarda Jack London serserilik suçundan dolayı 18 yaşında tutuklandı ve 30 gün hapishanede yattı. Hapishanede tanıştığı insanlar, hikayesini duyduğu hayatlar onu çok fazla etkiledi ve hayatını düzeltmesi için eğitimin şart olduğunu fark etti. Hapishaneden çıkar çıkmaz okula yazıldı. Hem yaşının büyük olması sebebiyle hem de çalışması gerektiğinden ötürü açıktan liseye devam etti. Bu süreçte kendini tamamen vererek günde yaklaşık 17-18 saat ders çalıştığı zamanlar oldu. Yoğun bir çalışmanın ardından sınavları başarıyla geçip Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'ne yerleşti. Üniversite hayatına atıldığında buranın sandığından çok daha uzun bir süreç olduğunu fark etti ve maddi imkansızlıklardan dolayı okulunu yarım bırakmak zorunda kaldı. Ardından çok zor çalışma şartlarının olduğu bir çamaşırhanede çalışmaya başladı. Bu sıralarda tüm gazetelerde Kanada'nın Klondike bölgesinde altın bulunduğu manşetleri atılıyordu. Bunu duyup zengin olma hayali kuran, Jack London'ın da dahil olduğu yaklaşık 100.000 insan Klondike'a hücum etti. Klondike, iklim koşulları oldukça sert bir bölgeydi ve gazetelerde yazanın aksine altın bulmak çok düşük olasılıktaydı ve yorucuydu. İki yıl süren bu süreçte birçok insan; yetersiz beslenme, hipotermi, çığ düşmesi nedeniyle hayatını kaybetti. Jack London'ın tanık olduğu bu olaylar, oradaki insanlardan dinlediği hayatlar, onu çok etkiledi ve yazarlık hayatındaki pek çok hikayesini bu olaylardan ilham alarak yazdı. Klondike'dan geri döndüğünde London, yazar olacağına kesin karar vermiş ve bu yönde çalışmalar yapmaya başlamıştı. Yazdığı öyküler dergilerde yayınlanmaya başladı ve ismi giderek duyulduktan sonra ilk kitabı "Kurt Kanı" ile geniş bir okur kitlesine ulaştı. Yazarlıktan para kazanmaya başladığında geniş bir arazide kendine bir çiftlik yaptırdı. “Bu çiftlikte hem çocukluğundaki gibi çiftlik işleri yapıyor hem de çok sayıda tanıdığını misafir olarak ağırlıyordu. Bu yüzden çiftlikte hem yapılacak iş hem de insan kalabalığı fazlaydı. Bir yandan da Jack London; kitaplarını, öykülerini yazmaya devam ediyordu. Çiftlik işlerinin artık çığırını aşmasıyla bir süreliğine kitaplarına odaklanmak için kendine bir tekne yaptırdı, karısı ve birkaç kişiyle birlikte huzurlu bir tekne turuna çıktı. Başlangıçta iyi giden deniz yolculuğu, teknenin arızalanmasıyla kesintiye uğradı ve ekip Hawaii adalarında yaklaşık altı ay beklemek zorunda kaldı. London bu süreçte yazmaya devam etti; hatta en popüler kitaplarından ‘Martin Eden’i bu dönemde yazdı, adadaki insanlarla tanıştı, güzel zamanlar geçirdi ve anılar biriktirdi. Bu anıların yanında Jack London'ın erken ölümüne sebep olan asıl nedenlerden biri adada ve deniz yolculuğunda maruz kaldığı tropik güneştir. Jack London ve teknedeki birkaç kişi yoğun güneş ışığına maruz kaldığı için vücutlarında yaralar çıkmaya başlamıştı. O zamanlar Jack London bunu sadece bir yara olarak düşünse de ölümünden sonra yapılan araştırmalarda aslında bu yaraların deri kanseri olduğu ortaya çıkmıştır. London, o dönemde yaygın olarak kullanılan cıvayı yaralarının iyileşmesi için sürmüştü fakat bu tam tersine cildinden emilerek böbreklerine yerleşmiş ve onun çok yoğun bir hastalık geçirmesine neden olmuştu. Sağlık durumu giderek kötüleşince London, deniz yolculuğunu yarıda bırakıp çiftliğine geri döndü. Yoğun böbrek ağrıları çeken London, acıya daha fazla dayanamayıp morfin alıyor, bu da ağrılarının bir nebze azalmasını sağlıyordu. Bir gün çiftlikte çalışan hizmetli onun kapısını çaldığında bir ses duyamadığı için içeri girmiş ve London'ı yatağında, baş ucunda morfin ve bir şırıngayla birlikte hareketsiz bir şekilde buldu. Jack London’ın intihar edip etmediği hâlâ tartışma konusudur fakat London, kişilik olarak hayatıyla barışık, düzeni kurulu biriydi ve bundan mutluydu. Son günlerinde çok yoğun ağrılar çeken London yüksek ihtimalle ağrılarını azaltmak için en yüksek doz morfin almayı tercih etti fakat artık yorgun olan bedeni bunu daha fazla kaldıramayıp iflas etti. Bir yazısında şunu savunur: "Toz olmaktansa kül olmayı tercih ederim! (...) Çünkü insanın gerçek amacının, uzun yaşamak değil, dolu dolu yaşamak olduğuna inanırım." Sözleriyle uyumlu bir hayat yaşamıştır London. Yaşamının 10 hayata bedel olması da bu yüzden söylenir. Daha 40 yaşındayken hayata veda etse de yaşamını dolu dolu geçirmiş, arkasında tüm dünyayı etkileyecek eserler bırakmıştır. London, kısacık ömründe bile ölümsüzlüğe ulaşmayı başarmıştır.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
·
117 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.