Roman, 18. yüzyıl Portekiz’inde geçer; Engizisyon’un baskısı, kilisenin gücü ve halkın yoksulluğu fonunda ilerler. Baltasar, savaşta bir kolunu kaybetmiş bir asker; Blimunda ise insanların içini, yani ruhlarını görebilen bir kadındır. Bu iki karakterin arasında gelişen bağ, sıradan bir aşk değil neredeyse varoluşun anlamına yönelmiş bir birliktelik gibidir.
Saramago burada klasik bir aşk hikâyesi anlatmaz. Aksine, aşkı bir özgürlük biçimi olarak gösterir. Kilise insanı zincirlerken, Baltasar ve Blimunda birbirlerini özgürleştirir. Özellikle Peder Bartolomeu’nun uçan makine hayali, hem insanın Tanrı’ya yaklaşma arzusunu hem de bilimin, merhametin ve umudun birleşimini simgeler.
Romanın dili Saramago’ya özgü: uzun cümleler, iç içe geçmiş diyaloglar, noktalama kurallarına meydan okuyan bir anlatım ama bu da o dönemin kaotik atmosferini hissettirir. Sanki her şey birbirine karışmış gibi dinle bilim, aşk ile ölüm, ruhla beden.
Sonunda anlıyoruz ki Saramago’nun asıl derdi tarih anlatmak değil, insanın anlam arayışını göstermek. Uçmak burada sadece gökyüzüne yükselmek değil; düşüncede, sevgide, vicdanda yükselebilmektir.
Baltasar ile BlimundaJosé Saramago