·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Kasım 2025 15:53 #ZülfüLivaneli #BekleBeni kitabında kendisinin de zorluklarını yaşadığı ‘68’ kuşağında bir ailenin yaşadığı zorluklarla beraber aslında o döneme ışık tutuyor. O dönemki aydın kuşak devletin hışmına maruz kalmış, hayatları kararmış, işsiz ve yersiz yurtsuz kalmış. Livaneli “Bu kitap, fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak da algılanmalı.” diyor kitap için.
Koşulsuz bir aşk, aile bağları, kader ortaklığı, dostluk, bilinmezlik içinde yanıp tutuşulan özgürlük hayali, direniş, mahkumiyet ve yeni bir hayata başlama hikayesi. Büyük bir merakla okuduğum ama benim için hayal kırıklığı olan çok yönü var malesef. Öncelikle duygudan yoksun bir kitap, sanki bir ansiklopedi okuyor gibi. Salt olarak Selim ve Leyla aşkını görüyoruz ama Leyla’nın koşulsuz şartsız yıllarca yolunu beklediği aşkı daha duygu yüklü okumak isterdim. Selim’in başına ne gelirse gelsin sürekli ailesini düşünüyor oluşu çokça vurgulanmıştı. Ama bir anda tutuklu, bir anda özgür, bir anda mülteci oluyor. Geçişler çok keskin bir uçurum. Bahsi geçen dönemin sertliği, bilinmezliği ve çaresizliği çok güzel işlenmiş. Hadi gelin detaylı bakalım..
Selim, 17 yaşında henüz hayatın ne olduğundan bihaber bir delikanlı iken lise koridorunda gördü Leyla’yı. Geri dönüşü olmayan büyük bir aşka düşmüştü artık. Fırtınalarla dolu bi gençti. Şimdiki anın isyanını yaşıyor, geleceğe dair kaygılar duymuyordu. Sadece Leyla’ya duyduğu aşk onu yatıştırıyordu.
Leyla, bir albay kızı. Asker titizliğiyle, disiplinli nizami bir hayat sürüyordu. Hayat onun için önceden hesaplanmış kusursuz bir matematik problemiydi ve aşk, bilinmeyen bir denklemdi. Çözmeye çaba sarf etmiyor, bir merak da duymuyordu, görmezden gelip yok sayıyordu.
Leyla’ya doğrudan açılamayacak kadar cesaretsiz ama ondan uzaklaşamayacak kadar da umutsuzdu Selim. Apartmanının karşısındaki bir pastanede sabah akşam pencere gözlüyordu. Haline acıyan arkadaşı bir mektup yazdırdı ve gidip Leyla’ya verdi. Buluşmalar konuşmalar başladı. Lise sona erdiğinde çalışmak için Ankara’dan ayrıldı Selim ama mesafe aşklarını daha da alevlendirdi. Birkaç yıl içinde evlendiler ve evlendikten iki yıl sonra kızları Zeynep dünyaya geldi. Selim askere gitti. Asi ruhu bu kimlik kaybını, karakterinin hiçe sayılmasını hazmedemedi. İçi nefret doldu. Askerliği bitip ailesine kavuştuğunda İstanbul’da yaşadılar. Bir iş buldu, hayatını düzene soktu ve yazmaya başladı. Yazdığı yazılar, katıldığı tartışmalar ve savunduğu fikirler, dönemin iktidarı için onu hedef haline getiriyordu. 12 Mart 1971’de polisler evi bastı ve tutuklandı. Selim verdiği mücadelenin sadece kendi için değil mağdur olan ailesi için de olduğunu anladı. Polisler onu götürürken Leyla’ya; “Güçlü ol Leyla. Bu da geçecek.” dedi ama asıl her şey daha yeni başlıyordu. Geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmişti, önlerinde zorlu ve belirsiz günler vardı.
Ne hükümetteydiler ne de siyasette. Ankara’da sanatla, kültürle yaşayan bir avuç insanlardı sadece. Ama kader dönüp dolaşıp onları buldu. Koğuşta, ranzalarda, demirlerin ardında, hem suçlu hem masum, hem mahkum hem tanık olarak bekliyorlardı, ne olacağını bilmeden, sadece bekliyorlardı. Yüz kızartıcı bir suç işlememişlerdi, fikir suçu işlemişlerdi. O dönemde yazan, çizen, düşünen insanlar hapishanelerde çürürdü. Devlet özellikle gençleri tehdit olarak görürdü. İnsanlar bir araya gelmekten, mahkum eş dostu ziyarete gidip mimlenmekten öyle korkardı ki bir araya gelip devrim yapmak mümkün dahi değildi. Türlü işkenceler, belirsizlik, umutsuzluk sarmıştı içlerini. Ne zaman çıkacaklar ya da çıkabilecekler mi belirsizdi. Ne sebeple tutuldukları bile doğru düzgün belli değildi. Hapisten çıktıktan sonra da hayatları alt üst olmuştu. Mimlenmiş, hayata tutunamıyorlardı. Tekrar hapise girme endişesi de vardı. Sahte bir pasaport ile İsveç’e gitti Selim ama Leyla’ya mektup ulaştırmak çok zordu. Kızı beş yaşındaydı. Büyürken yanında olamamıştı ve yine değildi. Özgür bir ülkede yaşamaları için çabalıyordu. Memleket hasretiyle yabancı bir ülkede yeniden bir hayata başlamaya çalışıyordu. Kaybettiği kimliği geri kazanmaya..