·72 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Kasım 2025 23:10 Yıkım kaçınılmaz olabilir ama yeniden kuracak olanlar barbarlar değil; düşünen, sorgulayan, değer taşıyan insanlardır. İnsanlığın kaybettiği şey bilgi değil,
insan olma hâlidir. Medeniyet çok ince bir kabuktur, çatladığı an altında hep aynı vahşet var.
Kitapta insanların bir anda acımayı bırakıp birbirini öldürmesi... Gerçekten en ürpertici sahneydi. Çünkü bu davranış bir salgının değil, insan doğasının sonucu. Panik+korku+belirsizlik = medeniyeti saniyeler içinde yok ediyor. Tıpkı kitapta olduğu gibi doktorlar bile birbirini bırakıyor, polisler kaçıyor, zenginler bir yerleri kapatıyor, kalabalık birbirini eziyor, herkes sadece kendini kurtarmaya çalışıyor. Ve bu aşinalık hissi yüzünden kitap çok sarsıcıydı bence.
Aşinalığımız nereden geliyor? Korona dönemi... Pandemi yaşadık ya biz. Gördük ki insanlar marketleri yağmaladı, birbirini suçladı, fırsatçılık yaptı, bilgi kirliliği yaydı, hatta ABD'de silah satışları patladı. Yani medeniyet dediğimiz şey göründüğünden daha kırılgan. Kızıl Veba'nın en ürkütücü mesajı şuydu: Aslında hastalık öldürmedi, insanların davranışı medeniyeti öldürdü.
Kızıl Veba, ilk bakışta kıyamet sonrası bir salgın romanı gibi görünür ama aslında Jack London'ın söylemek istediği daha derindir. İnsanlık bir günde çöker ama medeniyetin yeniden doğması yüzyıllar ister. Asıl mesele, insanlık çökünce geriye ne kalıyor? Biz kim oluyoruz? Kültür mü? Bilgi mi? İlkel içgüdüler mi?
Smith, kitapta insanlığın çöküşünü yaşayan son tanıklardan biri. Geçmiş dünyayı çocuklara anlatması aslında hafızayı koruma çabası. Çünkü dünyanın yeniden barbarlığa döndüğünü görüyor.
Fakültedeki sahne bence çok önemliydi. Orası salgının ilk paniğinin, medeniyetin kırılma sesinin, 'güçlü olan kalır' içgüdüsünün yeniden ortaya çıkmasının, bilim insanlarının bile çaresiz kalışının ilk gözlemlendiği yerdi kitapta. Smith bunu çocuklara anlatırken iki şey hissediyorsunuz. Biri insanoğlunun ne kadar büyük bir şey kurduğunu, diğeri ise bunun ne kadar kolay yok olduğunu...
Smith'in anlattığı eski uygarlık çocukların gözünde masal gibi, hatta anlamsız bir efsane gibi duruyordu. Çocuklar neden anlamıyordu? Çünkü onların dünyasında araba yok, elektrik yok, kitap yok, diller bozulmuş, insanlık hafızası neredeyse silinmiş. Bu yüzden Smith'in bilimi, şehir yaşamı, üniversite, teknoloji, hepsi onlara efsane gibi geliyordu.
En acısı da Smith'in çocuklara anlatırken cümlelerindeki umutsuzluktu. "Onlara ne olmuştu bilmiyorsunuz, biz nasıl bir dünya kaybettik bilmiyorsunuz" hissi. Asıl can yakan da buydu işte. Umarım ileride bu kitaptaki distopyanın gerçeklerini yaşamayız. Tek temennim bu...