Yazarla tanışmamı sağlayan bu eserde Rumen yazar Mircea Cărtărescu, 20. yüzyılın son döneminde doğu Avrupa edebiyatının en önemli yazarlarından biridir. Nostalji adlı eseri ilk kez 1989 yılında, Romanya’da Komünist dönemin sonlarına doğru yayımlanmıştır. Bu tarih önemli çünkü o dönem Romanya’da sansür, baskı, karamsarlık hâkimdi.
Yazar, Rumen edebiyatının postmodern dönemine aittir. Yani klasik bir hikâye anlatmamış rüyalarla, anılarla, sembollerle dolu bir dünya kurmuş. Zaten bu kitapta fazlasıyla mevcut ki tam olarak bu tarzın kalemi olduğunu göstermiş.
Kitabı okurken bazen rüyada, bazen çocukluk anılarım da , bazen de derin bir özlem duygusunun içinde kayboldum. Yazarın dili öyle büyülü ki, kelimeler sıradan bir hikâye anlatmıyor; adeta ruhunun kuytularına fısıldıyor.
Mircea bu kitapta beş ayrı öyküyü bir araya getiriyor ama her biri aslında aynı duygunun parçaları: özlem, kayboluş, geçmişe tutunma ve kendini yeniden bulma. Hikâyelerin her birinde insanın içindeki karanlıkla ışık, umutla hüzün, gerçekle hayal birbirine karışıyor. Bazen çocukluğumda ki bir anıyı hatırlatıyor, bazen rüyalarımın bile ötesinde bir dünyaya taşıyor.
Yazarın dili yoğun, şiir gibi ve yer yer büyüleyici derecede karmaşık. Ama bu karmaşıklık beni yormadı, aksine daha çok içine kapıldım. Her sayfa sanki bir rüya parçası gibi; anlamaya çalıştıkça daha da derinleştiğimi farkettim. Mircea’nın MİHRİŞAH SULTANMircea CartarescuNostalji yazdıkları gerçekten de okunmaktan çok hissediliyormuş. Bu yüzden Nostalji, akılla değil kalple okudum.
Eserde sık sık çocukluk, ilk aşklar, yalnızlık, ölüm korkusu ve yaratıcılığın büyüsü gibi temalar işleniyor. Ama asıl mesele şu: her şeyin temelinde bir özlem var: geçmişe, sevgiye, birine, hatta kendine duyulan bir özlem. O yüzden kitap, adının da söylediği gibi, insanın kendi kalbine tuttuğu bir ayna.