Kitap enteresandı. Mitolojiyle bugünü buluşturma fikrini sevdim ve ilginç buldum ama mitolojik tarafı beni hikâyenin biraz dışında bıraktı. Eskiden mitolojik öyküleri çok severdim; tanrılar, yeraltı yolculukları, efsaneler büyüleyici gelirdi.
Artık beni etkileyen şey, içinde “olma ihtimali” taşıyan, yaşanmış ya da yaşanabilir hikâyeler. Gerçek duygulara, sevinçlere, kırılganlıklara daha yakınım sanırım. Louis’in geçmişe tutunuş şekli bu yüzden bana biraz uzak geldi.
Louis bir bit pazarında eski bir telefon alır. Eski bir numarayı çevirir ve hattın ucunda ölmüş babasının sesini duyar. O andan sonra sıradan dünya çözülür; mitoloji, hafıza ve rüya birbirine karışır.
Metzger’in Orpheus’u, antik mitin bugünkü hâli: Orpheus artık lir çalmıyor, bir telefonun başında geçmişi dinliyor. Ama hikaye aynı. Sevdiğini geri isteyen bir insan.
Geçmişle yaşamayı hiç sevmem, çünkü bunun beni aşırı mutsuz ettiğini biliyorum. Eski eşyaları ya da antikaları da sevemem; o yaşanmışlık hissi, hatta onları kullanan kişinin enerjisinin bana geçeceğine inanırım. Çünkü eşyaların hafızayı taşıdığına inanıyorum. Ya o enerji çok negatifse? O zaman ne yaparım? Bu düşünce bile beni aşağı çekiyor.
Belki çoğuna saçma gelebilir ama ben böyle hissediyorum. Her şeyin bir zamanı olduğuna ve o zamanı geçtiğinde, şeyleri oldukları yerde bırakmak gerektiğine inanıyorum. Elbette ölüm ve kayıplar bambaşka ama onların peşine düşersek, kendimizi kaybetme riski taşıyoruz. Tıpkı Louis gibi. Ardımıza bakarsak, o tek bakışla yenilebiliriz.
Modern insanın anlam, arayış ve özlem temalarını mitolojiyle harmanlayan Metzger, özellikle mitoloji severlerin bayılarak okuyacağı bir kitap yazmış. Dili sade, kısacık bir kitap ama mitolojik göndermeler olduğu için katmanlı, akıcı ama düşündürücü bir metin. Çeviri mükemmeldi, kapak tasarımı da son derece cezbedici.