·536 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Kasım 2025 00:00 Aşkın İnancın ve Hatıranın İzinde Bir Yolculuk
Nar Ağacı yalnızca bir roman değil kalbe sessizce dokunan ruhu derin bir sessizliğe çeken bir yolculuktu. Nazan Bekiroğlu öyle bir hikaye kurmuş ki satırların arasında yalnızca bir aşkın değil bir dönemin bir inancın bir özlemin yankısını duyuyorsun. Her karakter bir parça sen oluyor her sayfa insanın kalbinde bir iz bırakıyor. Kitabın kalbinde Züleyha var. İçinde hem sevmenin hem de sabretmenin sınavını taşıyor. Onun hikayesi aşkın sadece kavuşmak olmadığını bazen beklemenin de bir ibadet olduğunu hatırlattı bana. Züleyha’nın sesi bir dua gibi yankılanmıştı “Ruhumun acısını ancak bedenimin acısı dindirebilir.” Bu satır bir isyan değil bir kabullenişti acının bile insana yeniden doğmayı öğrettiğini anlatıyordu okurken içimden şu geçti bazen kalp kırıldıkça genişliyor ve derinleşiyordu Yusuf yalnızlığın teslimiyetin aynı zamanda inancın sembolü. Onun sessizliği bile bir kelime kadar anlamlı Yusuf gitmek fiilinin insanda bıraktığı en derin yankı ve gidişler bazen bir kavuşmanın başlangıcıydı.
Bu cümlede öyle bir dinginlik var ki sanki her veda içinde yeni bir umut taşıyor gibi. Bir de romanın içindeki yolculuklar var sadece şehirler arasında değil kalpten kalbe ruhun katmanlarında yapılan bir seyahat gibi. Züleyha ve Yusuf’un yolları birbirine kavuşmasa da ruhları hep yan yana yürüyor.
Nazan Bekiroğlu bunu o kadar zarif anlatıyor ki Rüzgarlarını yağmurlarını fırtınalarını renklerini kokularını dalgalarını ufuklarını sonbaharlarını toplamış geliyor. Bu satır sanki bir insanın yaşadıklarını taşıdıklarını olgunlaşarak geldiği yeri anlatıyordu bir ömrün özeti gibi hem yorgun hem huzurlu. Kitapta en çok sevdiğim şeylerden biri de geçmişle bugünün birbirine karışması sanki zaman. Bekiroğlu’nun kaleminde bir perde olmaktan çıkıyor ve geçmişle şimdi ölümle yaşam hatıra ile hakikat birbirine karışıyor ve o anda fark ediyorum ki hiçbir şey gerçekten bitmiyor. “Bazı hatıralar unutulmaz değil yaşanmaya devam eder.” çünkü bu cümle kitabın özünü özetliyor. Bence Nar Ağacı unutmanın değil hatırlamanın kitabı. Her karakter bir iz bırakıyor Anne sessiz bir dua gibi. Yusuf bir sabır nefesi Züleyha yanan ama sönmeyen bir kalp ve hikayenin arka planındaki savaş zamanın sertliğini ama ruhun direncini hatırlatıyor bana
Nar Ağacı bir aşk romanı gibi başlıyor ama sonunda insanın kendiyle yüzleştiği bir aynaya dönüşüyor. Kelimeler öyle zarif öyle derin ki bazen sadece susmak istiyorsun bazı cümleler konuşmaktan çok hissedilmek için yazılmış
“Belki de en büyük kavuşma hiçbir zaman kavuşamamaktır.” İşte o satır geldiğim de kitabın neden bu kadar derin olduğunu anlıyorum Nazan Bekiroğlu’na teşekkür etmek az kalır. Çünkü o sadece bir hikaye anlatmamış bir hayat soluğu bırakmış bu sayfalara. Her kelimesi dua gibi her sayfası kalbe işleyen bir sessizlik gibi. Nar Ağacı’nı okumak bir roman okumaktan fazlası. Bu kitap seni içine alıyor kalbini yavaşça sıkıyor sonra yeniden nefes veriyor bittiğinde sessizleşiyorsun. Çünkü artık sen de o nar ağacının gölgesinde bir yerdesin