Korku, gerilim ve macera arayanlar mutlaka okumalı...
Alıntı:
Yol kenarında büyük bir ladin ağacının altında biri oturuyordu. Arabayı durdurup, kim olduğuna bakmak istedik. Saçı sakalı birbirine karışmış, üstü başı pejmürde, elbiseleri paramparça bir gençti. Nazmi arabadan inip konuşmak istedi lakin gariban korkmuş olsa gerek kaçmaya başladı. Nazmi arkasından seslendi;
Kelek Nazmi:
Hey dur kaçma! Biz sana zarar vermeyiz!
Dese de durmadı ormana doğru kaçtı. Nazmi geldi, yola devam ettik. Artık köye girmiştik. Dağ, bayır koyun, kuzuydu burada “tamamdır bu iş’’ dedim. Sizi hain, hokkabazlar sizi! Böyle cennet bahçesi bir yer bulmuşsunuz garip köylüleri, saf insanları, çarka koyup çevirdiniz demek, sorarım ben size!…
Köy meydanına geldiğimizde arabayı kahvenin önündeki çınarın gölgesine, kamyonları karşıdaki boş araziye park ettirip, arabalardan indik. Kahvede bir kaç ihtiyardan başka kimse yoktu. Kahveye girip selam verdik, ihtiyarlardan birine yaklaşıp sordum;
Sansar Cemil:
- Merhaba Amca köyde kimse yok mu? Gelirken baktık yollar bomboştu!
Kahvedeki ihtiyar:
- Yok Oğul! Köyümüzde kimsecikler galmadı. Herkes malını, mülkünü satıp, savıp gitti. Biz de böyle üç beş ehtiyar galdıh buralarda. Getsen nereye gedeceen, yol bilmez, iz bilmezik…
Derken adamcağızın gözleri dolu-dolu oldu. Bilmezden gelip tekrar sordum;
Sansar Cemil:
- Peki! Çoluk çocuk yok mu amcam?
Kahvedeki ihtiyar:
- Var! Oğul Allah bağışlasın iki oğlum var, onlar da ağanın, mıhdarın, hocanın mallarına çobanlıg eder. Aha bu amcalarının çoluğu, çocuğu da öyle garın tokluğuna çalışıyorlar onların yanında…
Diye amca dert yanarken birer sandalye çekip, köy kahvesinin bahçesine oturup, bir er çay içtik. Çayımız bitmişti.
Tam o esnada altmışlı yaşlarda bir adam kan-ter içinde, şaşkın-şaşkın bakarak telaşlı-telaşlı geldi...
Giyim kuşamından belliydi bu ya ağa, ya da muhtar dedim içimden. Bize dönüp, mendilini çıkarıp kel kafasının terini sildi ve o mendebur ağzını açtı;
Muhtar:
- Hoş gelmişsiniz beyim! Buyurun kime bahtıydınız ben bu köyün mıhtarıyım. Adım Gamber!
Dedi, bende söze başladım;
Sansar Cemil:
- Hoş bulduk Muhtarım! Biz de yeni geldik, sizi arıyorduk, hayırlı bir iş için geldik…
Muhtar:
- Hayırlı bi iş mi? Gız neyim istiyosanız bu köyde genç gız galmadı, hepsi şehre göçtü…
Sansar Cemil:
- Yok, muhtarım yok! Biz kimsesiz çocuklara yardım derneğindeniz, kurbanlık koyun almaya geldik. Buranın hayvanını çok met ettiler, bizde buraya geldik. Merak etmeyin kaç paraysa değerini vereceğiz paramız var Allah’a şükür...
Dedim, çantayı aralayıp, muhtara paraları gösterince muhtarın gözleri büyüdü. Eminim hiç bu kadar on binliği bir arada görmemiştir. Muhtar silkelenip tekrar lafa girdi;
Muhtar:
- O iş golay canım… Tam da yirine geldiniz beyim. Gaç dene mal lazımsa hallederik sen yiterki paradan habar et!
Diye yavşamaya başlamıştı bile aşağılık herif. O sırada saatime baktım, öğle namazı saati çoktan geçmiş, köyde cami olmasına rağmen ezan okunmamıştı. Muhtara bakıp, cebimden tesbihi çıkardım, bir otuz üç çektikten sonra, tekrar göz-göze gelip, kaşlarımı çattım lafı yeniledim;
Sansar Cemil:
- Muhtar saat namaz saatini çoktan geçti lakin bir ezan sesi duymadım. Hayrola imamınız mı yok, yoksa okundu da biz mi duymadık?
Muhtar:
- Ööö şey beyim köyde doğru düzgün kimse galmayınca namaza kimse getmez oldu o yüzden de Hoca Efendi gendi gendine gılar namazı…
Sansar Cemil:
- Hoca namazda mı peki?
Muhtar:
- He ya namazda-namazda! Heç gaçırmaz namaz vahtini, çoh ehli müslim bir, zaattır kendisi. Âlim, ulemadır, eyi adamdır.