Öncelikle Hakan Günday'ı bu kadar geç keşfettiğim için kendime kızıyorum ancak bir yandan da erken keşfetseydim kelimelerinin ağırlığı altında ezilir, kurduğu cümlelerde nefessiz kalırdım.
Kinyas ve Kayra okuduğum ikinci kitabı ve çok zekice yazılmış bir kitap.
İlk kısımda Kinyas ve Kayra'nın bir bıçağın iki keskin ucu gibi ya da bir madalyonun iki yüzü gibi başlayan kitap, Kinyas'ın Kayra'dan ayrılmaya karar vermesi ile bambaşka bir yöne gidiyor.
Kinyas ve Kayra adeta bir insan zihninin ikiye bölünmüş bir parçası ve bizler zihnimizin parçalarını kitabın içerisinde bir araya getirmeye çalışıyoruz.
Varlık ve yokluk, olmak ya da olmamak konusu hem derin koyu bir felsefe hem de bu kadar özgün bir şekilde işlendi mi bilemiyorum.
Birçok kitabın var olduğu bir gerçeklikte bize yakışan bir yeraltı edebiyatımızın oluşmaya başladığını görmek beni mutlu etti hem de dünyadaki edebiyattan farklı olarak Kinyas ve Kayra'da koyu bir Nihilizm ve sancılı bir varoluşçuluğun; karanlık ve aydınlığın benzer şekilde anlatıldığı bir kitaba rastlar mıyım? Sanmıyorum.
Ancak şu da bir gerçek ki özellikle kitabın ilk iki kısmı herkesin altından kalkabileceği bir ağırlıkta değil, bu ağırlık ruhani bir ağırlık...
Dolayısıyla okumadan önce, ruhunuzun yaklaşık 400 sayfa daralma ihtimalini göze almanız gerekiyor.
Fakat bunu başarırsanız da inanılmaz bir eser okuduğunuz ve bu eserin Türk edebiyatının bir parçası olmasının verdiği gurur ve tatmine kesinlikle ulaşacaksınız.
Kinyas ve Kayra