Gönderi

Varoluşun Sessiz Çığlığı: İnsan Olmanın Yorgunluğu
8/10
·112 syf.··
2025 15. kitabı
Albert Camus’nun Yabancı adlı eseri, insanın dünyayla, toplumla ve kendi varlığıyla kurduğu bağın sorgulandığı derin bir felsefi metindir. Camus, bu romanda bireyin “absürd” bir evrende anlam arayışını, duyguların anlamsızlaşmasını ve toplumsal yabancılaşmayı çarpıcı bir biçimde gözler önüne serer. Meursault karakteri, duygularını toplumun kalıplarına sığdıramayan modern insanın sessiz çığlığıdır. Meursault, bir gün annesinin vefat ettiği haberini alır. Patronundan iki gün izin ister; böyle bir mazeret karşısında patronu hayır diyemez, ancak yüzündeki hoşnutsuz ifade Meursault’nun dikkatini çeker. O da kendini savunurcasına, “Bunda benim bir suçum yok,” der. Annesinin cenazesi için gittiği bakımevinde yaşlı insanların ağlayışlarına, yas tutmalarına tanık olur. Fakat aklı, bu duygusal ortamda bile işe gitmek üzere yola çıkan meslektaşlarına kayar. Bu kayıtsızlık, onun dünyayla ve insanlarla arasına ördüğü görünmez bir duvarın ilk işaretidir. Sıcak bir günün altında, annesinin en yakın arkadaşı Perez ile defin işlemini tamamlar. Yorucu günün ardından uyandığında, izin günlerinin fazlalığını düşünür. Patronun yüzündeki nahoş ifade gözünün önüne gelir ve kendi kendine “Bu benim hatam değildi ki” der. Onun için yaşam, duygusal anlam yüklemelerin ötesinde yalnızca süregelen bir süreçtir. “Annem toprağın altında, ben işime döneceğim; sonuçta değişen hiçbir şey yok” diye düşünür. Bu düşünce, Meursault’nun varoluşun anlamsızlığına dair farkında olmadan geliştirdiği ilk felsefi kabulleniştir. Ertesi gün iş yerine döndüğünde patronu adeta içini rahatlatmak için yalnızca annesinin yaşını sorar ve konuyu kapatır. Ardından patronu, ona seyahat imkanı sunan bir iş teklif eder ve “Hayatında bir değişiklik yapmak istemez misin?” diye sorar. Meursault ise sakin bir kayıtsızlıkla “İnsanın hayatı değişmez, her yaşam az çok aynıdır” der. Bu söz, onun Camus’nun “absürd insan” anlayışını temsil eden en saf ifadesidir. Yaşamı değiştirmeye, anlam yüklemeye çalışmaz; çünkü anlamın kendisinin bir yanılsama olduğuna inanır. Flört ettiği Marie ona evlenmek isteyip istemediğini sorduğunda ise, Meursault yine aynı duygusuzlukla “Fark etmez, istersen evleniriz,” der. Onun için aşk bile, diğer duygular gibi, varoluşun anlamsız döngüsünde geçici bir olaydan ibarettir. Sıcak bir yaz günü Meursault, Raymond adındaki arkadaşını korumaya çalışırken istemeden bir adamı öldürür. Cinayet anı, sıcak güneşin yakıcı ışığıyla bulanıklaşmış bir gerçeklik gibidir. Meursault, tedirginlik içinde dört el ateş ederek adamı öldürür. Bu sahne, Camus’nun “absürd” kavramını en çıplak haliyle gösterir; bir anın rastlantısallığı, bir hayatın yönünü belirler. Nezarette avukatı tarafından sorgulandığında, Meursault’nun soğukkanlı ve duygusuz yanıtları karşısında avukat öfkeye kapılır. Ancak Meursault, “Ne olursa olsun hiçbir şeyi fazla abartmamak lazım. Bunu yapmak bana başkalarına olduğundan daha kolay geliyor” der. Bu sözleriyle, toplumsal normların dışında duran bir yabancının sesi yankılanır. O, duygularını toplumun dayattığı biçimde yaşamadığı için dışlanır; çünkü toplum, acıyı bile belli bir biçimde göstermeni bekler. Dava günü geldiğinde, Meursault artık cinayetten çok annesinin ölümünden sonraki tutumuyla yargılanır. Cenazeden bir gün sonra denize girmesi, Marie ile film izlemesi, hakimin gözünde onu “ahlaksız” bir insan yapar. Camus burada adeta şunu söyler: Toplum, duyguların samimiyetinden çok biçimine inanır. Meursault’nun kayıtsızlığı, onun suçunun büyüklüğünden bile ağır sayılır. Sonunda Meursault idam cezasına çarptırılır. Ölümü beklerken şu düşünce zihninde yankılanır: “Zaten herkesin bildiği gibi, hayat yaşamaya değmez. Ha bugün, ha yirmi yıl sonra; neticede ölen yine ben olacaktım.” Meursault, artık kaderini kabullenmiştir; çünkü anlam arayışının boşluğunda bile bir özgürlük bulur. Ölümün kaçınılmazlığı, ona yaşamın rastlantısal doğasını hatırlatır. Meursault, toplumun beklentilerine uymadığı için “suçlu” bulunmuştur. Ancak aslında o, modern insanın simgesidir yani duyguların şekilcilik içinde eridiği, anlamın yerini alışkanlığın aldığı bir dünyada yabancılaşmış bireydir. Camus’nun “Yabancı”sı, yalnızca bir adamın öyküsü değil; insanın kendi varoluşuna, toplumuna ve Tanrı’ya karşı duyduğu derin yabancılığın çığlığıdır.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
·1 alıntı·
108 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
youtu.be/rJ8iv5qkdYg?si=... Kanalımda okuduğum kitapların özetlerini paylaşıyorum ☺️henüz çok küçük bir kanalim var, abone olur musunuz 🙏🏼☺️