6/10
·230 syf.·
248 günde okudu
·
2025 6. kitabı
Jules Payot
7.7/10 · 38,5bin okunma
15 Gösterim
13 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
içimizde -hangisi olursa olsun- bir duyguyu güçlendirmenin sırrı, onun bağlandığı fikirleri zihnimizde sık sık ve uzun sürelerle tutmaktır. O zaman bu fikirler öne çıkar, güçlenir ve çok ayrıntılanır. Bu amaçla, somut olarak görmek, canlı ve karakteristik ayrıntılara in-mek zorunludur. Üstelik bu yöntem, söz konusu duygunun benzer duygular üzerinde uyguladığı çekim gücü sayesinde ve bunların birbirlerinde uyandırdıkları değerlendirmelerin zenginliğiyle gelişmesini sağlar. s85
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
. Elverişli fikirle-ri ve duyguları "ruhumuzda imbikten süzmeli", soyut fikir halinde bulunanları da algılanabilir, canlı duygulara dönüş-türmeliyiz. Derin düşünme faaliyeti, ruhumuzda güçlü sev-gi hareketlerine veya sert tiksintilere yol açtığında amacına ulaşmış demektir. Öğrenim bilgi edinmeye yönelirken, derin düşünme eyleme yönelmelidir. s79
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
"Artık sahip olmadığım bir imanın hâlâ hayatıma yön verdiğini hissediyorum: İmanın özelliği kaybolduktan sonra bile etkili olabilmesidir."
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
Zevkleri ve kabiliyetsizlikleri bakımından yüzeysel, cemiyet hayatı meraklıları da asla kendi içlerine dönüp, hem çok meşgul hem de aptalca geçen kısır hayatlarının ortasında hissettikleri gerçek duyguları aramazlar ve sonunda bu alış-kanlık içlerinde gerçek bir duygu belirmesi olasılığını öldü-rür. "Başkaları ne der❞e bu tabiiyet onları sevimli, terbiye-li, hiçbir özgün yanı olmayan insanlar haline getirir: İpleri başkalarının elinde duran, iyi huylu mekanik oyuncaklar olurlar. En korkunç anlarda bile hisleri kabul edilen sınırla-rın dışına çıkmaz.
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
fikir kendi başına bir güç değildir. Bilinçte tek başına olsa bir güç haline gelebilirdi. Ama orada duygusal hallerle çatışma içinde bulun-duğundan, mücadele etmek için kendinde eksik olan gücü duygulardan ödünç almaya mecburdur. S37
Reklam
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
Açıkladığımız kuramlar bize, en büyük beyinlerin silinmez ilk günahı denebilecek zihin tembelliğinin çarpıcı bir örneği olarak görünüyor, bu zihin tembelliği onları dilin telkin ettiğine edilgen biçimde boyun eğdiriyor. Hepimiz sözcükler ile düşünmeye öyle alışmışız ki sözcük işaret ettiği gerçekliği gözümüzden gizliyor. Sözcük tek, biricik olduğu için şeylerin de gerçekte bir olduğuna inanmaya sevk ediyor bizi. Değişmeyen karaktere ilişkin tembel kuramı da karakter sözcüğünün uyandırdığı bu çağrışıma borçluyuz. Nitekim bu kuram, karakterin sadece bir bileşke olduğunu, sürekli değişim halindeki kuvvetlerin bileşkesi olduğunu görmez. Karakterimizin birliği Avrupa'nınkine benzer: İttifakların, bir devletin refahı veya gerilemesinin etkileri Bileşke'yi durmadan değiştirir. Sürekli bir dönüşüm içindeki tutkularımız, duygularımız, fikirlerimiz için de aynı şey geçerlidir; aralarında yaptıkları ya da bozdukları sözleşmelerle Bileşke'nin şiddetini, hatta doğasını değiştirebilirler. Zaten bu incelemenin tamamı, karakteri dönüştürmenin mümkün olduğunu ispatlamaya yöneliktir. S20
SÜHA YILDIRIM
Gönderi Sahibi
Ama yoğun ve azimli çabalar tek başına yeterli olmaz; çünkü anarşik ve dağınık olabilirler. Bu nedenle ayrıca çabaların hepsinin aynı amaca doğru yönlendirilmesi gerekir. Bir fikrin, bir duygunun içimizde yerleşmesi, içselleştirilmesi için, yerine getirilmesi gereken yerleşme, sıklık, yakınlık koşulları vardır. Şu fikir veya bu duygu, ağır ve sebatkâr bir nüfuz ilerlemesiyle ilişki çemberlerini genişletmeli, kendilerine özgü değerleriyle yavaş yavaş kendilerini kabul ettirmelidir. Sanat eserlerinin nasıl yaratıldıklarına bakın: Bir düşünce, çoğunlukla yaşama umudu vaat ederek doğmuş bir gençlik düşüncesi, dâhinin içinde önce utangaç ve belli belirsiz varlığını korur. Bir okuma, yaşamın herhangi bir olayı, başka bir şeyle uğraşırken veya bu düşünce düzenine hazırlıklı olmadığı için söz konusu fikri üretkenliğini kavramadan fark eden herhangi bir yazarın tesadüfen ortaya attığı elverişli bir ifade, kuluçkada bekleyen bu fikrin değerinin ve olası rolünün bilincine varmasını sağlar. Yolculuklar, sohbetler, çeşitli okumalar ona özümlenebilir unsurları temin edecek, o da bu unsurlarla dolup güçlenecektir. Goethe işte bu şekilde zihnindeki Faust tasarımını otuz yıl boyunca yanında dolaştır-mıştır. Tasarım bütün bu süre boyunca filizlenmiş, büyümüş, kökleri giderek derinlere uzanmış, bu dâhiyane eseri oluşturan besleyici özsuları tecrübelerden derlemiştir. S16