Kitabı az önce bitirmiş olarak hemen inceleme yazmaya geldim. Kitabı bitirdigimde ilk düşündüğüm şey “Ne okudum lan ben?” oldu. Beğendin mi beğenmedin mi diye soracak olursanız açıkçası beğenmedim, bu kitabın neden bu kadar ünlü olduğunu çok merak ediyorum doğrusu.
Kitabın konusundan bahsedeyim önce: Alex diye bir karakterimiz var kendisi 15 yaşında. Bu ergen arkadaşın kendi gibi üç tane daha ergen arkadaşı var. Arkadaşlarıyla kurdukları bir çetesi var ve bu aklınıza gelebilecek her iğrenç şeyi yapan bir çete. Hayatlarını durduk yere insanlara şiddet uygulayarak, kızlara tecavüz ederek, hırsızlık yaparak, alkol ve madde kullanarak geçiriyorlar. Üstelik bu yaptıklarından zevk alıyorlar, özellikle de Alex karakteri. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümü çetenin iğrençliklerini ve en sonunda Alex’in polisler tarafından yakalanmasını anlatır. İkinci bölümde Alex’in hapishaneden çıkmak için deneysel bir tedavi yöntemine kobay olmasından bahsedilir. Bu tedavi öyle bir tedavi ki Alex’in normalde yaparken zevk aldığı şeyleri düşündüğünde bile hastalanmasına sebep oluyor. Kitabın üçüncü bölümününde ise Alex tedavi sonrası topluma kazandırmak amacıyla dışarı salındığında yaşadıkları anlatılır.
Kitabın yazım dili hakkında konuşmak gerekirse Alex’in bazen biz okuyucuya karşı bir şeyler söylemesi benim hoşuma gitti açıkçası. Onun dışında her on kelimenin dördü küfürden oluşmakta (kalan altı kelimenin üçü de ‘kardeşlerim’ zaten) Betimlemelerin büyük çoğunluğu kadınların bedenini anlatıyor. Yani anlayacağınız buram buram müstehcenlik, küfür ve pislik içeren bir kitap.
Karakterimiz kitabın en başından itibaren şiddetten zevk aldığını açıkça belli ediyor. Ayrıca daha on yaşında bile olmayan kızlara tecavüz ettiği için övünüyor. İki insanın ölümüne sebep olduktan sonra bile hala masum olduğunu iddia eden bir iki yüzlü. Kitap boyunca kendi çektiği acılardan dert yanıyor ancak çektirdiği acıları hiç düşünmüyor. Alex’in aklına asla bu cezaları hak ettiği gelmiyor varsa yoksa serserilik düşünüyor. İntihar etmeyi denediği zaman bile bunun sebebi yaptıklarından pişman olması değil sevdiği müziklerin ona acıyı hatırlatıyor olması. Kitabın sonunda 18’i büyük bir yaş sanması, çocuk sahibi olmak istediği için olgunlaştığını düşünmesi de ayrı bir saçmalık.
Kitabın belli bir sonu yok, belli bir başı yok kitap boyunca Alex’in aklından geçen iğrenç düşünceleri okumaktan başka hiçbir şey yapmıyoruz. Gençlere sürekli olarak kendisine katkı sağlayacak klasikleri okumasını söylüyorsunuz ancak en ünlü klasiklerden biri olan Otomatik Portakal’ın herhangi bir kişiye katkı sağlayabileceğini sanmıyorum. Bu kitabın insana katacağı tek şey insan yaralama hakkındaki bilgilerini geliştirmek olur. Ha bir de argo sözlüğüne bol bol kelime ekler. Sırf kitap kapağına uygun renkte post-itlerim olduğu için birkaç cümleyi işaretledim, işaretlediklerim de zaten küfür içermeyen nadir cümlelerden.
Ünlü olmaması gereken iğrenç bir kitaptı, günümüzde yazılmış ve basılmış olsaydı yazarı toplu linç ederlerdi. Ne yazık ki kapağın sol üst köşesine modern klasik yazınca kimse bir şey demiyor, birden övmeye başlıyorlar.
Okumak isteyenler vaktini daha değerli bir şeye harcayabilirler.