Puan vermedi·83 syf.····Okunma: 10 Kasım 2025 10:33 Stefan Zweig – Satranç
Yazar eserinde, New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisini seçmiştir. Bu gemide tamamen rastlantı sonucu karşılaşan üç kişi, yani yeni dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, sıradan bir satranç oyuncusu olan anlatıcı ve bir zamanlar çok usta bir satranç oyuncusu olup uzun süredir bu oyundan uzak kalmış bulunan Dr. B., öyküdeki duyulmadık olayın kahramanlarıdır.
Dr. B.’nin mükemmel bir satranç oyuncusu hâline gelmesi ve ilk maçta dünya şampiyonu Czentovic’i yenmesi, geçmişinde yaşadığı son derece sıra dışı bir olaya dayanır. Asıl mesleği avukatlık olan Dr. B., büyük manastırların ve eski Avusturya hanedanı üyelerinin malvarlıklarını yönetmektedir. Bu görevini Avusturya’nın Naziler tarafından işgalinden sonra da sürdürür, ancak malvarlıklarına el koymak isteyen Gestapo tarafından tutuklanır.Gestapo, ondan bilgi almak için alışılmadık bir yöntem uygular: Dr. B.’yi zindana atıp işkence etmek yerine, lüks bir otel odasına kapatır; fakat onu dış dünyadan tamamen izole eder. Hiç kimseyle konuşmasına, haberleşmesine, herhangi bir yayın, kâğıt ya da kalem bulundurmasına izin verilmez. Sadece arada bir sorguya götürülür, bunun dışında tam bir sessizlik ve boşluk içinde yaşar. Bu mutlak yalnızlık içinde zamanla ruhsal dengesini yitirmeye başlar.
Bir sorgu sırasında, tesadüfen birinin paltosunun cebinde bir kitap fark eder ve gizlice onu alır. Kitap, içinde yüz elli adet farklı satranç partisinin bulunduğu bir satranç ders kitabıdır. Dr. B. için artık o korkunç tecrit dönemi sona ermiştir. Her gün bu partileri defalarca oynar, ezberler, yeniden kurar. Taşları gözünde canlandırabilmek için yatağındaki çarşafı satranç tahtası gibi karelere böler, yastığından ve ekmek kırıntılarından küçük taşlar yapar. Bu şekilde oyunları tekrar eder ve her hamleyi zihninde yeniden yaşar.Tüm oyunları ezberledikten sonra yeniden bir boşluk hissine kapılır ve bu kez kendi içinde yeni oyunlar kurgulamaya başlar. Ancak bunu yapabilmek için siyah ve beyaz taşlara karşılık gelen iki ayrı kişilik geliştirir. Böylece kendi zihninde hem rakip hem de oyuncu olur. Giderek bu içsel oyunlara kendini kaptıran Dr. B., günlerce süren zihinsel yorgunluk sonucunda bir sinir krizi geçirir. Zihninde sayısız oyunu aynı anda oynarken bilincini yitirir ve bayılır. Gözlerini açtığında bir hastane odasındadır. Artık Gestapo’nun elinde değildir; papaz kılığında gelen bir doktor yardımıyla kurtarılmıştır. Ancak bu kurtuluş, ruhundaki derin yaraları silemez. Dış dünyaya dönmüştür ama içindeki tecrit hâlâ sürmektedir.Yıllar sonra, New York’tan Buenos Aires’e giden gemide satranç şampiyonu Czentovic ile karşılaşması, Dr. B. için geçmişinin bir yankısı olur. İlk maçta olağanüstü bir ustalıkla dünya şampiyonunu yener; tüm gemi hayranlıkla izler. Ancak ikinci oyunda eski korkuları ve zihinsel bölünmesi yeniden ortaya çıkar. Oyunun ortasında sinirleri bozulur, kendi kendine konuşmaya başlar ve maçı yarıda bırakır. Bir daha asla satranç oynamayacağını söyler.
Stefan Zweig, bu sonla birlikte satranç oyununu insan ruhunun hem kurtuluş hem de çöküş alanı olarak bizlere sunmuştur.Dr. B. fiziksel olarak özgürlüğüne kavuşmuştur, fakat zihinsel olarak hâlâ tutsaktır. Satranç, insanın aklıyla savaşı, özgürlüğün bedeli ve baskı altında parçalanan ruhun trajedisini anlatan unutulmaz betimlemeleriyle harika bir eserdir.