Daha önce Kabuk Adam’ı okuyup, vurulmuştum ama Mucizevi Mandarin’i okuyunca daha derinden vurulabileceğimi görerek hayret ettim. Hayranlık dolu bir hayret. Çok üzücü olması, okuma zorluğuna yol açsa da felsefesinin, dilinin ve kurgusal inceliklerinin yüksekliği bu zorluğun bedelini fazlasıyla ödüyor.
Zorlanınca durdum. Nefes aldım. Bana bu kitabı mutlaka okumalısın diyen arkadaşıma teşekkürlerimi ve eserin bende uyandırdığı duyguları anlatan mesajlar attım.
Okuma sürem boyunca aklımda bir soru vardı. Acı böyle dillenince hafifler mi, ağırlaşır mı? Buna birbirinin zıddı cevaplar verdim. Hafifler çünkü acının adı konulunca çaresi üzerine düşünülebilir, kabullenme ya da iyileşme sağlanabilir dedim mesela. Ya da ağırlaşır dedim. Çünkü acı dillenmezse, yaşandığı anda kalır, zaman geçinde sönüp, yok olur dedim. Her zaman olduğu gibi çelişen bu iki fikir aklıma yatınca ya azıcık ağır basanı seçmeye ya da başka bir cevap bulup bu konuyu kapatmaya karar verdim. Son kararım: Dile getirilen acı hafiflerken acının kaynağı olan yaranın büyümesine yol açıyor, oldu.
Aslı Erdoğan harika bir yazar. Bence hak ettiği ilgiyi görmüyor. Bunun zamanın ruhundan kaynaklandığını düşünüyorum. İnsanlık, mutluluk peşinde koşmanın sahteliğinin gözlerine baktığında ya da bakmak zorunda kaldığında Aslı Erdoğan’ın eserleri hak ettiği ilgiye kavuşacak. Bunu söyleyerek gelecekle ile ilgili umutlarımı dile getirdiğimi farkındayım ama umutsuz da yaşanmaz, öyle değil mi?