Sırça Fanus, Sylvia Plath'in ölümünden bir ay önce yayınlanan otobiyografik romanıdır. Yazar kitapta kadınların toplumdaki baskılanmış rolünü eleştirir, yaşadığı çöküşle mücadelesini anlatır, intihar girişimlerinden bahseder. Şair ve yazar olan Sylvia Plath, çocukluğundan beri şiir yazmaya ilgili olup üniversitede İngiliz dili ve edebiyatı okumuştur. Bu kitapta da kendini Esther adlı karakterle yansıtır ve üniversitenin üçüncü yılında yaşadıklarından bahseder.
Esther, çocukken babasını kaybetmiş ve annesi ve bir erkek kardeşi ile yaşamış olup üniversite zamanında öğrenci yurdunda kalmaktadır. Annesi bir okulda steno dersleri vererek evi geçindirmektedir. Esther, okul hayatında hep başarılı olan bir öğrenci olduğu gibi üniversitede de hep yüksek notlar almaktadır. Ama ne yazık ki kendini yetersiz görmekte ve üniversiteden sonra hayatına nasıl devam edeceği konusunda kararsızdır. Bir editör, bir şair, bir profesör olabilir, bir gezgin olabilir veya bir yuva kurup anne ve eş olabilir. Fakat akademik stresin yanında erkekler konusunda şanssız olup bakirelik ve evlilik konusunda kafası karışıktır ve bunları bu sözlerle ifade eder:
"El değmemiş bir kız olup yine el değmemiş bir erkekle evlenmek hoş bir şey olabilirdi ama ya adam evlendikten sonra birdenbire Buddy Willard'ın yaptığı gibi aslında el değmemiş biri olmadığını itiraf ederse ne olacaktı? Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu." (Sf 88)
"Ve biliyordum ki bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına yedirdiği akşam yemeklerine, verdiği güllerle öpücüklere karşılık olarak gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının Bayan Willard'ın mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi." (Sf 92)
Kitabın ilk sayfalarından çökkün ruh halini hissettiğimiz Esther, bu karmaşık duygular ve dış baskıların da etkisiyle bunalıma girer ve bu duygudurumunu bir sırça fanusun içinde kapalı kalmaya benzetir:
"Sanırım öbür kızlar gibi coşku içinde olmam gerekiyordu ama içimden hiçbir tepki göstermek gelmiyordu." (Sf 8)
"Çünkü nerede olursam olayım hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım." (Sf 194)
Kitap genel hatlarıyla bu şekilde, dili de oldukça sade, akıcı ve özgün. Üstelik bir roman olmanın ötesinde, sosyolojik farkındalık sağlıyor ve psikolojik çözümlemelerle derinden etkiliyor.
Bir yerde bu yazarın hayatına ve trajik ölüm hikayesine denk gelmiştim ve aşırı etkilenip hemen bu kitabı alıp okumaya başladım. İyi ki de okumuşum dediğim ve herkese tavsiye edeceğim bir kitap. Yazarı tanımak için diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumaya çalışacağım.