Justin McCarthy’nin Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı 1821–1922 adlı çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme döneminde Müslüman halka yönelik kitlesel şiddeti, zorunlu göçleri ve büyük insan kayıplarını arşiv belgelerine dayanarak inceleyen kapsamlı bir eserdir. Yazar, özellikle Avrupa literatüründe sıkça dile getirilen “şu kadar Yunan, bu kadar Ermeni öldürüldü” şeklindeki tek yönlü söylemlerin ötesine geçerek, aynı dönemde Müslüman nüfusun maruz kaldığı büyük felaketleri rakamsal verilerle ortaya koymaktadır.
Kitapta 1821 Yunan İsyanı’ndan başlayarak Kırım Savaşı, 93 Harbi, Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarına uzanan geniş bir zaman dilimi içerisinde 5 milyondan fazla Müslüman’ın katledildiği, yaklaşık 5 milyon kişinin ise yurtlarından sürüldüğü açıkça ifade edilmektedir. Bu bulgular, dönemin konsolos raporları, gazetecilerin tanıklıkları, askeri belgeler ve resmî kayıtlarla desteklenmektedir.
McCarthy, Selanik’ten Erzurum’a; Van’dan Muş ve Bitlis’e; Adana, Maraş, İzmir ve Aydın’dan Kafkasya’ya uzanan çok geniş bir coğrafyada Müslüman halka yönelik katliam, tecavüz, işkence, toplu sürgün ve şehirlerin yakılıp yıkılması gibi olayları ayrıntılarıyla aktarır. Van ve Manisa gibi şehirlerin neredeyse tamamen yok oluşu; Anadolu nüfusunun bazı bölümlerde üçte bire kadar düşmesi; yüz binlerce evin yakılması ve İzmir’deki tahribatın günümüzün yüz milyarlarca lirasına ulaşan boyutları kitapta çarpıcı şekilde belgelenmiştir.
Eserin bir diğer dikkat çekici yönü, Avrupalı devletlerin mezhep ve kimlik merkezli siyasal tutumlarını gözler önüne sermesidir. Dönemin büyük güçlerinin, Hristiyan unsurları desteklerken Müslüman halka yönelik şiddeti çoğu zaman bilerek görmezden geldiği; İngiltere’nin Yunanistan’a milyonlarca sterlinlik yardım yaptığı; Rusya’nın Ermeni unsurları siyasi çıkarları doğrultusunda bir piyon hâline getirdiği; Fransızların Adana ve çevresinde Ermeni çetelerini destekleyerek bölgedeki Müslüman halka yapılan zulme sessiz kaldığı belgelerle ortaya konmaktadır.
Bu kitabı okurken, Lozan Mübadelesi sonrasında Anadolu’ya gelmiş bir aileden geldiğim gerçeği, metnin etkisini benim için çok daha derin bir hâle getiriyor. Sayfalar ilerledikçe yalnızca tarihî bir felaketi değil, aile büyüklerimin yaşadığı acıların, kayıpların ve zorunlu göçün izlerini de görüyormuş gibi oldum. Zaman zaman nefes almak için kitabı kapatmak zorunda kaldım; geriye dönüp kendi ailemin hikâyesini düşünmek, bu tarihî gerçeklerle yüzleşmeyi daha duygusal ve sarsıcı bir hâle getirdi.
McCarthy’nin çalışmasının en dikkat çekici yönlerinden biri de, bu anlatıların bir Türk veya Müslüman tarihçi tarafından değil, bağımsız bir akademisyen tarafından, uluslararası arşiv belgelerine dayanılarak tarafsız bir şekilde ortaya konmuş olmasıdır. Yazar, böylece uzun süre ihmal edilmiş bir gerçekliğin bilimsel çerçevede görünür kılınmasına katkı sağlamaktadır.
Sonuç olarak, Ölüm ve Sürgün, hem tarih araştırmaları açısından hem de bu coğrafyanın geçmiş acılarını anlamak isteyen herkes için temel başvuru niteliği taşıyan önemli bir eserdir. Belgeleri, demografik analizleri ve tanıklıklarıyla, Osmanlı Müslümanlarının son yüzyılda maruz kaldığı büyük felaketleri güçlü bir akademik çerçeve içinde sunarak tarih yazımında önemli bir boşluğu doldurmaktadır.
-Ey Selanik,
Ruhun mu daraldı yine?
Bir soluklan…
Savur saçlarını denize,
Hüzün çökmüş çayırlarına
Biz türkülerle geleceğiz.
Huzurun eşlik ettiği akşamlar
Yeniden doğacak;
Mor salkımlı evlerin pencerelerinde
Kadınların gülüşleri filizlenecek.
Taşlı sokaklarından
Çocuk sesleri yükselecek,
Ve adamlar
Gün batımının serinliğinde
Evlerine umutla dönecek.
#protonobilissimos