“Soğuk Ankara” derler hep… Canım Ankara’m.
Oysa ne aşklar, ne ayrılıklar barındırır gri sokaklarında. Bu şehirde insanların sırtını dönüp izleyecekleri bir deniz yoktur; o yüzden yüz yüze bakar insanlar, birbirlerinin gözlerinde kendini bulur.
Hayatının bir döneminde herkes biraz Umut, biraz Yıldız olmuştur; ama hikâye, en çok Handan’da yankılanır aslında.
Sıcacık bir Ankara hikâyesi “Günyüzü”. Her satırında, bu gri şehrin sokaklarında yürür gibi hissediyor insan kendini.
Bir aşk nasıl böyle anlatılır, nasıl böyle yaşanır, diye düşündürüyor sayfalar arasında.
Ama sadece bir aşk hikâyesi demek haksızlık olur “Günyüzü”ne…
Günümüz Türkiye’sine düşülmüş sessiz bir tarih notu gibi.
Her şeyi çok hızlı unuttuğumuz bu çağda, yazar bizi çok da uzak olmayan bir geçmişin perdesinden içeri davet ediyor.
Bir yandan aşkı “aşk” gibi yaşayan bir adamın hikâyesine tanıklık ederken, bir yandan da unutulmaya yüz tutmuş acıları anımsıyoruz.
Ali Bektaş, kelimeleriyle Ankara’nın soğuğunu ısıtıyor; griye renk, sessizliğe yankı katıyor.
“Günyüzü”, sadece okunacak değil, hissedilecek bir roman… Ali Bektaş