Şermin Yaşar Bazen durup düşünüyorum: Herkesin gerçekten bir hikâyesi var mı, yoksa biz mi hikâye uyduruyoruz insanlara? Marketteki kasiyere bakıyorum mesela, yüzü asık. Dolmuştaki teyze sessiz. Emlakçı aceleci. Sonra zihnim hemen etiketleri yapıştırıyor: somurtkan, huysuz, sabırsız… Oysa belki de hepsi, hiç bilmediğim bir yerden yaralı.
İnsan, karşısındakini çoğu zaman kendi yaralarıyla görüyor. Belki de bu yüzden tek bir “ben” yok. Annemin bildiği ben başka, babamın tanıdığı ben başka. Öğrencilerimin gözündeki benle kasiyerin gördüğü ben aynı değil. Peki, hangisi gerçek? Ya benim kendime anlattığım hikâye?
Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler’i bana şunu düşündürdü: İnsan, en çok sevilmediği yaşta kalıyor. Sevginin eksik kaldığı yerde açılan yara, zamanla kabuk bağlamıyor; sadece içimize doğru büyüyor. Ve biz o yarayla büyüyoruz.
Ama yine de hayat, insanı tamamen karanlıkta bırakmıyor. Bir yerlerde, bir yaşta, bir anda… Sevgi hâlâ mümkün. İnsan her koşulda sevebilir, her koşulda sevilebilir. Belki de umut dediğimiz şey, tam olarak budur: Yaralarımızla birlikte yaşamaya devam edebilmek. Söyleme Bilmesinler