Livaneli'nin en güzel romanı diyemem ama bu enfes bir roman olduğu gerçeğini de değiştirmez. Çok akıcı, sıkmayan ve asla yormayan bir kitap ama yaralayıcı. Hani bazı kitaplarda kalbinizin bir parçasını kitap kahramanlardan birinde bırakırsınız, işte bu romanda o kişi Meryem. Öyle saf, öyle güzel ve en üzücüsü öyle gerçek ki roman boyunca onunla birlikte nefes alıyorsunuz. ÇOK güzeldi, okuyunuz. Kazanacağınız çok şey var.
*Spoiler içerir*
Van' da bir kasabada yaşayan 17 yaşındaki Meryem'in amcası tarafından tecavüze uğraması anlatılıyor. Meryem'in yaşadığı travma yetmezmiş gibi üstüne bir de ölüme mahkum ediliyor. Önce izbe bir yere kapatılarak intihar etmesi bekleniyor. Ardından amcasının oğlu Cemal tarafından öldürülmek üzere İstanbul'a götürülüyor. Meryem o kadar saf, o kadar temiz ki gözünün gördüğü dağların ardında olduğunu hayal ediyor İstanbul'u. Ve tabi çocukluğunu geçirdiği Cemal abisinin onu İstanbul'da öldüreceğini aklına bile getirmiyor. Askerliğini Gabar Dağları'nda (Şırnak) komando olarak teröristlerle çatışarak geçiren Cemal'in Meryem'i gözünü dahi kırpmadan öldüreceğinden şüphe duymazken Cemal yapamıyor. Hayat Meryem için tam da bu andan itibaren başlıyor. Yaşamayı en çok hak edenler ölümün kıyısından dönenler değil midir zaten? Tam bitti dediğin anda... Meryem'in yeni hayatında olmayı istediği kadın olduğunu okuyacağımız ikinci bir kitap olsa mesela muhteşem olurdu. Tam da görmek istediğimiz güçlü kadınlar, nice Meryemlere ilham olurdu.
MutlulukZülfü Livaneli