Puan vermedi·184 syf.··Beğendi
· Kitap bana şunu öğretiyor:
Sevgi, en çok çocukken kıymetli.
Ve çocukken alamadığın sevginin yerine büyüdüğünde ne koyarsan koy, tam dolmuyor.
Kimi çocuklar masal sayfalarında değil, yarım ekmek arasında büyür.
Kimi çocuklar da oyunla değil, acılarını saklayarak büyür.
Bu yüzden kitap bittiğinde insan şunu hisseder:
Kırılmış, yanlış anlaşılmış, bazen haylaz görünen ama kalbi çok daha fazlasını taşıyan, görünür olmak için yaramazlık yapan bir Zezé'yim…
Şeker Portakalını her okuduğumda sanki Zezé’nin yaşadığı ev değil, kendi içimdeki eski bir odaya giriyorum. Tozu alınmamış bir çocukluk köşesi… Orada kırılgan bir çocuk oturuyor sevilmek isteyen, sesi duyulsun isteyen, ama yanlış anlaşıldıkça daha da içine çekilen bir çocuk.
Zezé’nin hikâyesi tam da bu yüzden sadece bir roman değil; birçok insanın iç yarasıyla birebir uyuşan bir ayna.